Anasayfa » Arşiv

Sağlık Konuları Kategorisindeki Yazılar

Sağlık Konuları »

[21 Şub 2010 | Yorum Yok | Yazar: admin]

Alerji kliniklerine başvuru nedenlerinden birisi de ilaç alerjileridir. Çeşitli nedenlerle kullanılan ilaç tedavileri belli bir oranda aIleljik reaksiyonlara neden olmaktadır. Bunların önemlileri burada incelenecektir.

PENİSİLİN VE ANTİBİOTİK ALLERJİLERİ
Günümüzde tüm dünya üzerinde en sık kullanılan antibiotik hala penisilindir. Bunun da sebebi, penisilinin geniş bir etki alanına sahip olması, düşük toksititesi ve ucuz olması. kolay bulunabilmesidir. Batı ülkelerinde. 4 yaşına kadar olan çocuklar için yazılan reçetelerin dörtte üçünde. 5-9 yaş arası çocuk reçetelerinin yarısında ve 10-14 yaş arası çocukların reçetelerinin de dörtte birinde bu ilaç bulunur. Erişkinlerde de romatizmal ateş, romatizmal kalp hastalığı, zatürre, menenjit ve görülme sıklığı her geçen gün yeniden giderek artan frenginin tedavisinde hala ilk seçilecek ilaç olarak yerini korumaktadır. Çeşitli ülkelerden bildirilen araştırmalar, penisilin kullananların ortalama %2’sinde çeşitli alerjik sayılabilecek reaksiyonlara rastlanıldığını göstermektedir. Bu alerjik reaksiyonların önemli bir kısmı sadece deriyi tutmakta ve hayatı tehdit etmemektedir. Hayatı tehdit edebilecek boyuttaki alerjik reaksiyonların görülme sıklığı ise 1000′de 4 civarında olup epeyce küçük bir oran oluşturmaktadır.

Penisiline bağlı alerjik şok sonucu ölüm ise 100.000′de 1-2 arası bir oranda görülür. Bu tip tehlikeli re aksiyonların çoğu, ilacın injeksiyon ya da damardan verilmesi esnasında görülmektedir. Ağızdan tablet olarak kullanılan penisiline karşı oluşan alerjik şok sonucu ABD’de 1983′e kadar sadece 6 ölüm bildirilmiştir.

Daha önceden çeşitli nedenlerle penisilin kullanıp hiçbir alerjik reaksiyon görülmeyen kişilerle, bu ilacı ilk defa kullananlarda alerjik bir reaksiyon görülme şansı aşağı yukarı eşittir. Ancak daha önce penisiline karşı alerjik bir reaksiyon geçirmiş olan bir kişinin daha soma yine penisilinle reaksiyon geçirme riski, daha önce penisilin tedavisini sorunsuz tolere etmiş bir kişiye göre daha fazladır. 1973′de ABD ‘den bildirilen bir araştırmada. daha önceden penisiline karşı alerji öyküsü bulunanlarda, ilacın yeniden verilmesinde herhangi tip bir alerjik reaksiyonun görülme oranı % 12.8′dir. Bazı araştırmacılar, penisiline alerjik kişilere yeniden bu ilaç verildiğinde ortaya çıkan reaksiyonların ancak %510′unun ağır düzeyde olacağını, ölümün ise 1000′de 2-5 oranında görülebileceğini bildirmektedir. ABD’de yılda ortalama 500 civarında kişi penisiline bağlı alerjik reaksiyondan kaybedilmekte ve bu kişilerin dörtte üçünün daha önceden penisiline ait bir alerjik öyküsü bulunmamaktadır. 1964-1983 arasında İngiltere’de bu ilacın alerjisi sonucu sadece 22 kişi kaybedilmiştir. Tekrar etmek gerekirse bu kişilerin büyük çoğunluğu ilacın injeksiyon olarak yapılması sonucu kaybedilmiştir.

Anamaksi denilen hayatı tehdit edici alerjik reaksiyon hemen her yaşta görülmesine rağmen, en sık 20 ile 49 yaş arasındadır. 12 yaşın altında çok seyrektir.
Alerji her ırktan kişilerde ve her iki cinste eşit olarak görülür. Astma. egzama. alerjik nezle ve diğer ilaçlara alerjisi olma gibi durumlar, penisiline alerji için özel bir risk teşkil etmezler. Penisilin’in elde edildiği Penicillium cinsi mantarlara karşı alerjik olmak da ekstra bir risk taşımaz (bu cins küf mantarları toprakta. kuru ekmekte, çürümüş turunçgiller ve elma üzerinde dahi bulunabilir) .

ALLERJİ NASIL OLUŞMAKTADIR?
Penisilin 300 dalton ağırlığında, düşük moleküler agırlık1ı bir ajan olup. ancak vücut proteinlerine bağlanmak suretiyle immün yanıta neden olur. Vücuttaki yıkım ürünleri kabaca iki ana gruba ayrılarak incelenir:

A) Penisilin’in yaklaşık %95′i benzylpenicilloyl haptenik grubunu oluşturur (BPO). Genellikle bu gruba karşı vücut IgE ve IgG tipinde antikor üretir. Bu gruba Major Determinant denmektedir.
B) Penisilin’in kalan %5′lik kısmı da kristalin penisilin, sodyum penicilloate ve sodyum alfa-benzylpenicilloylamine oluşturur. Bu gruba karşı IgG tipi değil özellikle IgE tipi antikorlar oluşur ve ciddi tip alerjik reaksiyonlardan sorumlu olan grup budur. Bu gruba minör determinantlar da denmektedir.

HASTALARIN TESTLERLE DEĞERLENDİRİLMESİ
Bu testler daha önceden penisilin alerjisi şüphesi olan kişilere mutlaka uygulanmalıdır. Uygulanan bu testlerle, hayati tehlike yaratan alerjik reaksiyonlar hakkında bir fikir alınabilmesine karşın; deri reaksiyonları, hemolitik anemi ve serum hastalığı gibi durumlar hakkında bilgi alınamaz. Peri testleri mümkünse mutlaka penisilinin major ve minör determinantlarına karşı ayrı ayrı yapılmalıdır. Ancak bu maddeleri ülkemizde her zaman bulmak mümkün olmamaktadır. Özellikle minör determinantlara karşı alınan pozitif bir deri yanıtı, hastanın anafilaksi için ciddi bir risk taşıdığının göstergesidir. Her iki determinanta karşı alınan negatif yanıt ise aleljik reaksiyon şansının %1 ‘den düşük olduğunun ifadesidir.

PENİSİLİNE KARŞI DESENSİTİZASYON (DUYARSIZLAŞTIRMA)
Penisiline karşı alerjisi kesin olarak bilinen ancak bir infeksiyon hastalığı nedeniyle bu ilacın mutlaka kullanılması gereken durumlarda uygulanır. İlacı küçük dozlarda, belirli zaman aralıkları ile gittikçe artan bir şekilde hastaya ,verip, onu bu ilaca karşı duyarsızlaştırmak esas amaçtır. Bu işlem mutlaka bir alerji uzmanının gözetiminde ve mümkünse hastaya gerektiğinde her türlü müdahalenin yapılabileceği bir ortamda uygulanmalıdır. Desensitizasyon sonucunda, hasta o zaman dilimi için bu ilaca karşı duyarsızlaşabilir ama daha ileriki bir zamanda gene penisiline alerjik olma şansı vardır. Bu işlem esnasında penisilin ağızdan veya damar yolu ile verilebilir. Desensitizasyon esnasında da çeşitli alerjik reaksiyonların görülme şansı vardır.

ÖNERİLER
Hastanelere başvuranların aşağı yukarı onda biri penisiline karşı alerjisi olduğunu söylemektedir. Görüldüğü üzere penisiline gerçekten alerjik olmak bu sıklıkta değildir. Penisilinin gerçekten değerli ve ucuz bir tedavi imkanı yarattığı düşünülürse. bu kişilerin bu yönden mutlaka ayrıntılı incelenme zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Bu kişilerin hepsini penisilin alerjik olarak kabul edip hemen alternatif ilaçlara yönelmek, tedavi giderlerinin gereksiz olarak kabarmasına neden olmaktadır. Penisilin tedavisi esnasında kaşıntısız deri döküntüleri görülebilir, bu tehlikeli bir durum işareti olmayıp tedaviye devam edilebilir. Ancak deri döküntülerine kaşıntı, ürtiker ve diğer önemli boyutta alerjik bulgular eşlik ederse, tedavi kesilmelidir.

Penisiline alerji öyküsü olan ve deri testi pozitif bulunan bir kişi, tüm beta laktam halkası taşıyan antibiotiklere karşı da duyarlı demektir. Örneğin bu durumda sefalosporin grubu bir antibiotik ile de alerjik reaksiyon olma şansı % 15 civarındadır. Daha düşük olmakla birlikte İmipenem için de bu şans vardır. Bu nedenle riskli kişiler. farklı yapıda antibiyotik kullanmalıdır. Doktorunuza bu duyarlılığınızı hatırlatmanız yeterli olacaktır. Yapılan araştırmalar romantizmal kalp hastalığının koruyucu tedavi kısmında kullanılan penisilin ile de çok seyrek alerjik reaksiyon görüldüğünü göstermiştir. Yakın zamanda yayınlanan bir araştırmada. 1970 penisilinle koruyucu tedavi alan romantizmal kalp hastası incelenmiş ve bu kişiler alerjik reaksiyon yönünden takip edilmiştir. Bu kişilere araştırma süresinde 32.430 penisilin injeksiyonu yapılmış ve sadece 4 injeksiyon esnasında ciddi alerjik reaksiyon oluşmuştur. Bu dört kişiden üçünün alerjik reaksiyonu kolayca atlatabilmesine karşın ağır derecede kalp hastası olan dördüncü kaybedilmiştir. Yani burada da olayı ağırlaştıran esas faktör. kişinin ağır bir kalp hastası olmasıdır. Deri testi pozitif olan ve önceden bilinen penisilin alerjisi bulunan romatizmal kalp hastalarına sulphadiazine önerilebilir.

http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/reddit_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/dzone_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/stumbleupon_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/delicious_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/newsvine_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/technorati_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png

Sağlık Konuları »

[18 Şub 2010 | Yorum Yok | Yazar: admin]

Mide yanması 20 ile 50 yaş arasında birçok insanda görülen çok yaygın bir rahatsızlık. Midede yanma hissi yemekten önce, yemek sırasında ya da yemekten 2-3 saat sonra hissediliyor. Besinler, sindirim işlevinin bir gereği olarak midede ilk değişikliklere uğrayarak bağırsaklara gönderilmek için hazırlanıyor. Mide bu işlevi yerine getirirken iç yüzeyini kaplayan zarın altındaki salgı hücrelerini, besinlerin gerekli değişimini sağlamak üzere uyarıyor. Bu sırada oluşan bir dengesizlik, aşırı asit ortamına ve midenin kendini koruyamamasına yol açarak yanma hissine neden oluyor.

Büyüklerimiz midede yanma hissi duydukları zaman hemen bir lokma ekmek içi çiğnermiş. Ekmek içinin değil ama ağıza birşey atmanın doğru bir yöntem olduğunu belirten günümüz doktorları da az ama sık yemeyi öneriyorlar. Öğünleri küçülterek sık sık yemenin şikayetleri azaltacağını söylüyorlar.

Yemeğe daha fazla zaman ayırın. Ayaküstü değil, sofrada oturarak yiyin. Acele yemek mide işlevine zarar veriyor. Kendinize daha fazla zaman ayırıp yemek yemeyi bir zorunluluk değil de bir keyif anına dönüştürün.

Ağzınıza küçük lokmalar almak midenin sindirim için gerekli salgıları daha kolay üretmesine yardımcı olur. Lokmaları uzun uzun çiğneyin. Bu, midenizde şişkinlik ve ağırlık hissetmemenizi sağlar.

Sofradan tıkabasa doymadan kalkın. Mide boş bir torba olduğu için yemek yerken çiğnediğimiz besinler buraya ulaştıkça mide sürekli genişler. Eğer kemerinizi çok sıkmışsanız yanma hissi duymanız çok doğal. İçi dolu bir plastik torbayı düşünün. Tam ortasından bir ipi kemer gibi sıkıca bağlayın. Torba sağa ya da sola çekecek ya da aşağıya doğru sarkacaktır. Mide de aynı böyle… Bu nedenle ölçülü miktarda yemek yiyin.

Akşam öğününden hemen sonra damak kaçamakları yapmayın. Aksi takdirde mide gece boyunca çalışıp yorulur. Akşam yemeği ile uyku arası en az üç saat olmalı. Yani yemek yedikten en az 3 saat sonra yatın. Gece yatarken sağ yana dönerek yatmayın. Besinin mideye girişi sağ taraftan gerçekleştiği için yedikleriniz yeterince hazmedilemeyip mide borusunda yanma hissi oluşabilir.

Yemek yedikten sonra yere eğilmeniz gerekiyorsa dizlerinizi bükerek eğilin. Aksi takdirde mide işlevini gerektiği gibi yapamaz.

Yiyecek ve içeceklerin çok sıcak ya da soğuk olması mide sıvısına zarar verebilir. Bu nedenle yiyecek ve içeceklerin ılık olmasına özen gösterin.

Sigaradan uzak durun.

Yemekten sonra uzanmayın. Unutmayın, mide sıvısı yatay pozisyonu sevmez ve yanma hissi mide borusu yoluyla ağzınıza kadar gelebilir.

Bunlardan Uzak Durun

Hazmı kolay olmayan kızartmaları ve yağlı yiyecekleri sofranızdan uzaklaştırın. Ağır yağlı, fazla kremalı ya da soslu besinleri yemeyin. Çikolata, içerdiği yüksek dozdaki yağ ve kafein nedeniyle hassas mideye zarar vererek yanma hissine yol açıyor. Sütlü çikolata, daha az yağ içeren bitter çikolataya oranla daha tehlikeli olduğundan çikolata sevenler genelde sütsüz olanını tercih etmeli.

Kafeinli içecekler mide için çok zararlı. Kahve, çay ve kola gibi içecekler hassas mideyi yorar. Eğer mide yanmasından şikayet ediyorsanız ve kahve içmeden duramıyorsanız kafeinsiz kahveyi tercih edin.

Gazozlu içecekler ve asitli meyve sularını dikkatli için. Domates veya portakal suyu asitli olduğu için mide yanmasını şiddetlendirebilir. Bu nedenle sulandırarak ve balla tatlandırarak için.

Et suyu ile hazırlanmış çorbalardan uzak durun. Diğer çorbaları ise çok sıcak içmeyin. Ilınmasını bekleyin.

Alkol midedeki yanma hissini artırır. Hele mide boşken alkol kesinlikle almayın.

Çiğ soğan ve çiğ meyve de mide asidini artıran etkenlerdendir.

Şeker yemeyi seviyorsanız naneli olanları seçmeyin.

Mide ağrılarınıza son verecek sağlıklı ve dost besinlerle yemek yemenin keyfini çıkartabilirsiniz…

Karnabahar : Haşlanmış karnabahar, mideyi asit saldırılarından koruyarak tüm sorunları giderebilir. İçeriğinde bulunan gefarnato maddesi ülser ilacının hammadesi olarak kullanılıyor.

Lahana : Lahanayı çiğ olarak yemeyi tercih edin. İnce şeritler halinde doğrayıp salata yapın. Meyve presinde lahananın suyunu sıkıp aynı miktarda elma suyu ile karıştırın ve için. Lahana, ülser ve gastrit ilacı olarak biliniyor. Dörtte bir lahanayı yıkayıp kalın şeritler halinde doğrayın. 1 kerevizi soyup doğrayın. 1 havucu temizleyip dilimleyin. Lahana, kereviz ve havucu katı meyve presinde sıkıp sabah akşam suyunu için.

Patates : Çiğ patates suyu mide yanmasının doğal ilacıdır. Patatesi soyup katı meyve presinde suyunu sıkın. Su,havuç suyu ya da kereviz suyu ile karıştırıp için.

Elma sirkesi : Salatalarda ya da mezelerde elma sirkesi kullanın.

Maden suyu : Mide asidinin büyük bir bölümünü etkisiz hale getiriyor.

Ispanak : Ispanağı buharda pişirin ya da haşlayarak tüketin. Taze yapraklarını salata olarak yiyin.

Zeytinyağı : Çiğ olarak kullanıldığında besinlerin midede kalma süresini azaltıyor ve yağların sindirimi için safra salgısını artırıyor.

Baklagil : Fasulye, bezelye ve mercimekte bulunan bioflavionid maddesi, midenin koruma faktörünü artırıyor.

Muz : Mideyi seven meyvelerin başında geliyor. Ara öğünlerde birer muz yemek, midedeki yanma hissini ortadan kaldırabilir. Muz, mide enzimleri ve hücrelerinin üretimini de artırıyor.

Kızarmış ekmek : Midenin salgıladığı aşırı asidi kurutarak yanma hissini gideriyor.

Meyankökü : Güçlü bir mide koruyucusu.Yapılan son araştırmalara göre midedeki aşırı asitlenmeyi azaltıyor.

http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/reddit_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/dzone_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/stumbleupon_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/delicious_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/newsvine_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/technorati_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png

Sağlık Konuları »

[10 Şub 2010 | Yorum Yok | Yazar: admin]

Dişlerimiz şüphesiz en fazla bakım gerektiren organlarımızdır. nı doğru yapmadığımızda ileride büyük diş sorunlarımız olacaktır. nı doğru yapmalıyız dedik. Peki nedir doğru bakım? Halk olarak bildiklerimizin, duyduklarımızın çoğu malesef yanlış. Daha önceki yazımızda çok daha ayrıntılı anlatmıştık. Yinede bir özetleyelim dedim. Buraya tıklayarak önceki konumuza bakabilirsiniz.

Diş hekimliğindeki hızlı gelişmeler ve bunların ağız ve diş sağlığına olan olumlu etkilerine rağmen birçoğumuz halen kulaktan dolma bilgileri uyguluyoruz. Halk arasında doğru olduğuna inanılan birçok bilginin aslında yanlış olduğunu belirten Plusdent Diş Kliniği’nden Diş Hekimi Onur Öztürk ağız ve diş sağlığı konusunda doğru bildiğimiz yanlışları ve yaptığımız hataları anlattı.

Yanlış: Dişleri sert bir şekilde fırçalamak parlamasına neden olur

Dişleri sert fırçalamak; dişleri temizlemek, parlatmak yerine dişlerin mine tabakasında aşınmalara neden olur. Dişlerin mine tabakasının aşınması sonucunda da alttaki sarı tabaka ortaya çıkar ve dişler daha sarı gözükür. Ayrıca sert fırçalamak, dişlerde hassasiyete ve diş eti çekilmesine neden olur.

Yanlış: Eğer dişlerimde görülen bir problem yoksa diş hekimini ziyaret etmeme gerek yoktur.

Dişlerinizde görünen bir problem olmaması diş hekiminize yapacağınız genel kontrollerinizi aksatmanız için bir neden değildir. Bireylerin dişlerinde hissedilen bir rahatsızlık duymadıkları takdirde diş hekimi ziyaretlerini ertelediklerini ancak bu durumda diş hekimlerinin erken teşhiste bulunamayıp hastaların daha büyük problemlerle karşı karşıya kaldıklarını belirten Plusdent Diş Kliniği’nden Diş Hekimi Onur Öztürk altı ayda bir yapılacak olan diş hekimi ziyaretlerinin ağız ve diş sağlığı için oldukça önemli olduğunu ve ertelenmemesi gerektiğini vurguluyor.

Yanlış: Ailemin dişleriyle ilgili problemi yok dolayısıyla benimde endişe etmeme gerek yok

Ağız ve diş sağlığında genetik özellikler küçük bir rol oynar. Ağız ve dişlerinizin sağlığı sizin onlara ne kadar iyi baktığınızla, ağız ve nızı ne kadar düzenli yaptığınızla alakalıdır.

Yanlış: Dişlerimi günde bir kereden fazla fırçalamak diş mineme zarar verebilir

Dişlerinize ve dişetlerinize hasar vermemesi için birçok diş hekimi yumuşak diş fırçaları önerirler. Böyle fırçalar kullandığınız sürece dişlerinizi günde iki kere fırçalamadan dolayı bir problemle karşılaşmazsınız.

Yanlış: Dişleri beyazlatmak için karbonatla fırçalamak gerekir

Dişleri karbonatla fırçalamak beyazlatmanın aksine dişin mine tabakalarını çizer ve aşındırır. Bunun sonucunda; dişin parlaklığı gider ve dişler daha kısa zamanda renkleşmeye başlar.

Yanlış: Yemeklerden sonra şekersiz sakız çiğnemek diş fırçalamak kadar etkilidir

Yemeklerden sonra şekersiz sakız çiğnemek dişlerinizi temizlemek, nefesinizi ferahlatmak gibi etkileri olsa da plakları temizlemede dişlerinizi fırçalamanın yerini alamaz.

Yanlış: Eğer dişiniz ağrıyorsa ağrıyan dişinizin üstüne asprin ya da kolonya koyun

Ağrıyan dişinizin olduğu bölgeye asprin ya da kolonya koymak “alkol, asprin yanığı” denilen komplikasyonlara neden olur.

Yanlış: Diş beyazlatma diş minesine zarar verir

Diş hekimliğinde kullanılan son teknolojiler sayesinde artık dişlerinize yapılacak olan estetik uygulamaların çok kolay ve son derece güvenli olduğunu belirten Diş Hekimi Onur Öztürk estetik uygulamalardan diş beyazlatma işlemini yaptırmak isteyen hastaların bunu diş hekimi kontrolünde güvenle yaptırabileceklerini, diş beyazlatma da kullanılan yöntemlerin diş hekimi kontrolünde yapıldığında diş minesine zarar vermediğinin altını çizmektedir.

http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/reddit_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/dzone_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/stumbleupon_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/delicious_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/newsvine_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/technorati_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png

Sağlık Konuları »

[10 Şub 2010 | Yorum Yok | Yazar: admin]

Yaz mevsiminin vazgeçilmezleridir, buz gibi içecekler ve dondurma… Serinlemek için oldukça güzel alternatifler. Bir de bunları yerken, içerken dişlerde yarattığı hassasiyet olmasa… Diş Hekimi Protez Uzmanı Çağdaş Kışlaoğlu, diş hassasiyetine karşı diş fırçanızı doğru seçmenizi, pütürsüz diş macunu kullanmanızı, en önemlisi de asitli içecekleri mümkün olduğunca az tüketmenizi tavsiye ediyor.

Dişlerin sıcağa-soğuğa, tatlı veya ekşi gıdalara, diş fırçalamaya karşı keskin ve derin bir ağrı veren diş hassasiyeti, dikkate alınması gereken bir diş sağlığı problemi. Dişlerde hassasiyetin en çok, -çürük ve eski dolgular dışında- dişeti çekilmesi ile açığa çıkan kök yüzeylerinden kaynaklandığını belirten Diş Hekimi Protez Uzmanı Çağdaş Kışlaoğlu, diş hassasiyetine karşı diş fırçanızı doğru seçmenizi, pütürsüz diş macunu kullanmanızı, en önemlisi de asitli içecekleri mümkün olduğunca az tüketmeyi öneriyor. Dişin en önemli tabakası olan ikinci tabakanın, mine ve kök yüzeyini kaplayan özel tabaka (sement) ile kaplandığını anlatan Dr. Kışlaoğlu, diş hassasiyetinin sebebi her ne kadar tam olarak anlaşılamamış ise de hassasiyetin, dişin sinirine mikron düzeyindeki kanalcıklar aracılığıyla iletildiği üzerinde durulduğunu kaydetti.

Diş hassasiyetine sebep olan etkenler:

  • Sert diş fırçalama (Bu şekilde diş fırçalama, zamanla diş minesini ve sementi aşındırır.)
  • Dişeti çekilmesi
  • Dişeti hastalığı (Şiş ve apseli dişetleri de diş hassasiyetine sebep olur.)
  • Diş gıcırdatma
  • Diş taşı (Dişlerdeki plak birikimi de hassasiyete yol açan etkenler arasında yer alır.)
  • Kırık dişler

Kola, gazoz gibi içeceklerin bol miktarda asit içerdiğine değinen Çağdaş Kışlaoğlu, ayrıca greyfurt portakal, limonun da asitli meyveler olduğunu hatırlattı. Sık sık asitli içecekler, bol miktarda limon ve sıkça portakal suyu tüketmek kişilerin diş minelerinde aşınmalara neden olur ve bu aşınmalar da dişlerde hassasiyete yol açar.

Diş hassasiyetine karşı evde neler yapabiliriz?
Dişlerde hassasiyete karşı evde başvurabileceğimiz pratik bazı yöntem ve uygulamalar var. Ama ilk etapta ağız hijyenine özen gösterilmesi gerek. Kışlaoğlu’na göre, ağız hijyeni için dişleri ve ağzın her noktasını dikkatlice temizlememiz şart.

Ayrıca florlu diş bakım ürünleri kullanıp, pütürlü macunları yahut diş temizleyicileri kullanmaktan kaçınmak gerek. Beyazlatıcı bakım ürünleri diş hassasiyetinizi arttırıyorsa kullanmayı bırakın. Hassas dişler için hazırlanmış özel macunları tercih edin.

Çok sıcak ve çok soğuk gıdalardan, bunları sürekli tüketmekten özellikle kaçının. Asitli gıdaları minimuma indirin ve asitli gıdaları tükettikten sonra en az yarım saat dişlerinizi fırçalamaktan kaçının.

http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/reddit_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/dzone_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/stumbleupon_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/delicious_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/newsvine_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/technorati_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png

Sağlık Konuları »

[3 Şub 2010 | Yorum Yok | Yazar: admin]

Menopoz öncesi veya menopoz döneminde kadınların hormon dengelerinde ve vücut kimyalarında değişiklikler oluştuğundan vücut dengesi bozulabilir.

Yoga’da yapılan esneme ve gevşeme egzersizleri ile kan dolaşımı dengelenir ve bütün hücrelere daha çok oksijen gitmesi sağlanır. Bu egzersizler , endokrin yani iç salgı bezlerinin ve kadın üreme organlarının en üst seviyede çalışmasını sağlar.

Menopoz öncesi ve süresince yapılabilecek genel Yoga teknikleri:
Hareketlerin yavaş ve kontrollü gevşeme biçiminde olması gerekir. Hareketlerde sağlanacak kontrol kişinin bedenine çok daha hakim olmasını sağlar. Hareketler doğru yapıldığı takdirde menopoz dönemini son derece huzurlu ve sorunsuz geçirmeniz mümkündür.

Hareketlere başlamadan önce;
. Önce duruşu zihninizde hayal edin ve vücudunuzu harekete hazırlayın.
. Duruşlar esnasında yavaş hareket edin, bu kaslarınızın esnemesini sağlar ve sakatlanmaları önler.
. Egzersiz boyunca nefes hareketlerine odaklanın ve nefesinizi asla tutmayın. Nefesinizin rahatlıkla akışını sağlayın.

1. Locust ( çekirge ) duruşu
Locust duruşu kadın üreme organının güçlenmesini sağlar. Bu duruş, pelvis (kasık) bölgesinde kan dolaşımını düzenler , bölgeye oksijen gitmesini ve yumurtalıkların sağlıklı olmasını sağlar.Aşırı kanama , terleme ve sıcak basma sorunları yaşayan kişilerin yapması önerilir.
• Yüzüstü yere uzanın. Ellerinizi yumruk yapıp kalçanızın altına karın bölgesine doğru yerleştirin. Bu işlem, egzersizi yaparken bel omuruna baskı yapılmasını önler.
• Vücudunuzu düzleştirin ve sağ bacağınızı olabildiğince dik tutup kaldırın ve 5 ile 20 saniye arası havada tutun.
• Bacağınızı yavaşca yatar pozisyona getirin. Sol bacak ile tekrar hareketi uygulayın. Her bacakta bu hareketi 10 kez tekrarlayın.

2. Pump – Pompa ( Tulumba) duruşu
Bu duruş pelvis bölgesinde kan dolaşımını sağlar ve yumurtalıkların fonsiyonunun sağlıklı olmasına yarar. Aynı zamanda aşırı kanama, terleme ve sıcak basma sorunlarını kontrol altına alır.
• Yere sırt üstü yatın ve sırtınızın bir bölümünü yere yaslayın. Bu duruş, karın kaslarınızın, alt sırt bölgesini germeden çalışmasını sağlar.
• Sağ bacağınızı nefes alıp vererek kaldırın. Sırtınızı düz bir biçimde yere yaslayın ve vücudunuzun geri kalan kısmının gevşemesini sağlayın. Bacağınızı çok yavaş hareket ettirin; bacağınızın bir yay tarafından çekildiğini hayal edin. Bacağınızı kaldırırken nefes alın , indirirken nefes verin.
• Bu egzersizi sol bacağınız ile yapın. Bu çalışma 5-10 kez tekrarlanabilir.

3. Wide Angle Pose- Geniş açılı duruş
Bu egzersiz, pelvis bölgesinin tamamen açılması ve üreme organına enerji akışını sağlar, yumurtalık fonsiyonlarının ve kanamaların düzenli olmasına yarar .
• Sırt üstü yere yatın bacaklarınızı duvara yaslayarak V biçiminde açın . Kollarınızı da her iki tarafa açarak bırakın.
• Kalçanızı mümkün olduğunca duvara yakın tutun , hem duvara ve hem de yere yaslayın. Bacaklar olabildiğince birbirinden ayrık ve rahat bir pozisyonda olmalı
• Bacaklarınızı birleştirip 1 dakika bu pozisyonda kalın.

4. Pelvic Arch- Pelvik yay duruşu
Bu duruş pelvik kaslarının esnemesini sağlayan mükemmel bir egzersizdir.
Menopoza bağlı vajinal ve mesane sorunlarıile ilgili kan dolaşımını sağlar ve pelvis bölgesini rahatlatır.
• Dizlerinizi büküp sırt üstü yatın. Bacaklarınızı kenara doğru açık bırakın.
• Ellerinizle ayak bileklerinizi kavrayın.
• Nefes alırken, kasığınızı doğrultun. Nefes verirken, gevşeyin ve kasığınızı indirin.
• Bu egzersizi birkaç kez tekrar edin.

6. The Bow- Kurdela duruşu
Bu egzersiz menopoza bağlı yorgunluk, güç kaybı, halsizlik gibi durumlar için idealdir. Ayrıca tüm omurga sisteminin esnemesine , adet sancıları ve bel ağrılarının azalmasına neden olur.
• Yüzüstü yere yatın, ellerinizi yanınıza koyun.
• Bacaklarınızı yavaşça dizlerinizden kırın ve ayaklarınızı kalçanıza doğru çekin.
• Kollarınızla ayak bileklerinizi teker teker kavramaya çalışın. Ayaklarınızı esnetmeniz bileklerinizi daha kolay tutmanızı sağlayacaktır.
• Nefes alırken bedeninizi mümkün olduğu kadar yerden yukarıya doğru kaldırmaya çalışın ve başınızı arkaya doğru esnetin. Bu duruş esnasında dizlerinizi birbirine yakın tutmaya gayret edin
• Kalçalarınızı yerden kaldırırken sıkın. Bu pozisyonda 10-15 saniye kalın. Yavaşca duruşu gevşetin. Çenenizi yere yaslayın ve bacaklarınızı serbest bırakın ve tekrar yere koyun. Tekrar esas pozisyona geçin. 5 kez tekrar edin.

7. Child’s Pose- Çocuk duruşu
Menopoza bağlı endişelerden arınmanızı sağlayacak ve sizi rahatlatacak bir duruştur. Bu egzersiz bel bölgesini esnetir, adet sancılarının ve bel ağrılarınızın azalmasına yarar.
• Topuklarınızın üzerinde dizleriniz bükük pozisyonda oturun. Eğilin ve alnınızı yere dayayın. Omurgadan başınıza doğru mümkün olduğu kadar esneyin.
• Gözlerinizi kapatın ve bu pozisyonda rahat hissettiğiniz sürece kalın.

http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/reddit_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/dzone_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/stumbleupon_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/delicious_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/newsvine_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/technorati_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png

Sağlık Konuları »

[31 Oca 2010 | Yorum Yok | Yazar: admin]

Alternatif tıpta da çokça kullanılan bitkilerin çayları hazırlandığında da birçok hastalığa iyi geliyor. Sadece hasta olduğunuzda değil, tadı hoş olduğu için her zaman içebileceğiniz bu çaylar faydaları ile sizi şaşırtabilir.

Adaçayı
Mide va bağırsak gazlarını giderir. Mide bulantısını keser. Hazım sisteminin düzenli çalışmasını sağlar. Boğaz, bademcik ve dişeti iltihaplarını giderir. Göğsü yumuşatır. Astımdaki sıkıntıları geçirir. İdrar ve ter söktürür. Banyo suyuna katılıp yıkanılırsa; zindelik verir. Günde, 3 kahve fincanından fazla içilmemelidir.

Böğürtlen
Dikenli ve çalı görünümünde bir bitki. Ekilmemis yerlerde, çit, yol ve hendek kenarlarında çok bulunur.Meyva birçok meyvanın oluşturduğu bileşik küre biçimindedir. Kullanılan kısımları yaprakları ve çiçek tomurcuklarıdır. Yapraklar çiçek açmadan toplanır, gölgede kurutulur. Yapraklarda tanen ve organik asitler ihtiva eder. Hafif kabız edici özelliği olmakla beraber; diş etleri, bademcik ve boğaz iltihaplarinda, ishal ve basurda kullanılmaktadır.

Dağçayı
Sideritis Uyarıcı, gaz söktürücü, iştah açıcı ve mide ağrılarını kesici özelliklere sahiptirler.

ıhlamur
Ihlamur çiçeği yatıştırıcı, idrar verici, göğüs yumuşatıcı ve balgam söktürücü olarak çay halinde kullanılır.Ihlamur çiçeği banyosunun da yatıştırıcı bir özelliği vardır. Balla karıştırılıp içilirse mide ülserine faydalıdır. Kan dolaşımını düzenler.

Kuşburnu
Çok yoğun vitamin zenginliği nedeniyle gözlerin dostudur. Vücuda dirilik sağlar. 100 gram kuşburnunda bir sandık portakala eşdeğer C vitamini vardır. İyi bir raşitizm ilacı, etkin bir kan temizleyicisidir. Güçlü bir kurt düşürücü ve bağırsak yumuşatıcısıdır. Mide kramplarına ve sindirim sistemi zorluklarına karşı faydalıdır. Romatizma ağrılarını gideriyor. Basur tedavisinde iyi sonuç veriyor.

Melissa
Yapraklar yatıştırıcı, midevi, gaz söktürücü, terletici ve antiseptik etkilere sahiptir. Huzursuzluk ve sıkıntıları giderir. Hafıza zayıflığına faydalıdır. Baş dönmesi ve kulak çınlaması gibi şikayetleri keser. Hazımsızlık, baş ağrısı ve migrende de faydalıdır. Daha çok çay halinde kullanılır.

Nane
Yapraklari çay halinde yatıştırıcı, midevi, gaz söktürücü, bulantıyı giderici olarak kullanılır. Bunun yanında çeşitli ilaçların terkibinde kullanıldığı gibi, yaprakları çiğ veya kurutulmuş olarak yemeklere konur. Nane esansı, çok miktarda zehir etkili olmasına karşılık az miktarı mide ağrılarına ve bulantılara karşı kullanılabilir. Nane uçucu yağı da oldukça fazla kullanılan bir yağdır.

Papatya
Çiçek durumu başları, çiçek açmadan önce toplanarak gölgede kurutulur.Çay halinde sabahları aç karnına bir bardak içilebilir. İdrar çoğaltıcı, iştah açıcı, yatıştırıcı ve gaz söktürücü etkilere sahiptir. Basur memelerinde ağrı kesici, tedavi edici etkiye sahiptir. Boyar madde olarak da kullanılır.

Rezene
Foeniculi Midevi, gaz söktürücü ve süt artırıcıdır.

Salep
Öksürük ve bronşite faydalıdır. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Zihni çalıştırma gücünü arttırır.

Sinameki
Memleketimizde çok kullanılan müshil ilacıdır. Kolit ve spastik kabızlıkta kullanılmaz.

http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/reddit_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/dzone_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/stumbleupon_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/delicious_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/newsvine_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/technorati_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png

Sağlık Konuları »

[23 Oca 2010 | Yorum Yok | Yazar: admin]

Girp ve soğuk algınlığı birbirine çok benzer hastalıklardır. Özellikle şu kış günlerinde soğuk algınlığı olan yada grip olanların sayısı büyük oranda artmıştır. Peki siz grip mi oldunuz yoksa soğuk algınlığı mı?

Grip ve soğuk algınlığı farklı hastalıklar olmalarına rağmen çok sık karıştırılmaktadır. Soğuk algınlığı ve grip arasındaki en önemli fark, görece hafif seyreden soğuk algınlığında yüksek ateş ve genel durum bozukluğunun görülmemesi, buna karşın, gripte yüksek ateş, genel durum bozukluğu ve tabloya ikincil bakteriyel enfeksiyonların eklenebilmesidir. Burun tıkanıklığı, burun akıntısı, boğazda yanma hissi ve öksürük ile başlayan soğuk algınlığı, destekleyici tedavi ile genellikle birkaç gün içinde iyileşir. Grip ve soğuk algınlığının nasıl ayırt edilmesi gerektiği ve tedavi seçenekleri konularındaki sorularımızı Alman hastanesi Kulak Burun Boğaz uzmanlarından Op. Dr. Yalçın Varnalı yanıtladı.

Grip nedir?

Grip, influenza adı verilen bir virus tarafından meydana getirilen, 39° C ve üzerinde ateş, şiddetli kas ve eklem ağrıları, halsizlik, bitkinlik, titreme, baş ağrısı ve kuru öksürük gibi belirtiler ile başlayan bir enfeksiyon hastalığıdır. Tabloya boğaz ağrısı, burun akıntısı, hapşırma, gözlerde akma ve kanlanma gibi belirtiler de eklenebilir. Bazı vakalarda karın ağrısı, bulantı, kusma görülebilir. Belirtiler yaklaşık bir hafta içinde kaybolmasına rağmen, halsizlik 2 hafta daha sürebilir.

Kişi kendisinde grip mi yoksa soğuk algınlığı mı olduğunu nasıl anlar?

Bilinen yerel bir salgında, baş gösteren bulgulardan hareketle, grip tanısı koymak kolaydır.

Grip bulguları:

• Hızla başlayan ateş veya titreme,
• Öksürük,
• Kas ağrıları,
• Baş ağrısı,
• Boğaz ağrısı,
• Burun tıkanıklığı/akıntısı,
• Yorgunluk/halsizlik ve kırgınlık

Soğuk algınlığı bulguları:

• Burun tıkanıklığı/akıntısı,
• Boğazda dolgunluk hissi ve ağrı
• Kuru öksürük
• Halsizlik

Grip nasıl bulaşır?

Grip, öksürük veya hapşırma yolu ile yayılan virüs yüklü su damlacıkları ile taşınan çok bulaşıcı bir hastalıktır. Vücuda giren virüs partikülleri alt ve üst solunum yollarına yerleşerek hızla çoğalır. Kuluçka devresi 1-3 gündür. Bu devrede enfekte olmuş insanlar bilmeden başkalarına virüsü bulaştırabilirler. Enfeksiyondan 1-2 gün sonra, viral çoğalmanın en hızlı olduğu dönemde aniden ateş/titreme, baş ağrısı, kas ağrısı, kırıklık veya öksürük gibi yakınmalar ortaya çıkar. Enfekte kişi bulguların ortaya çıkmasından sonra 4-6 gün daha virüsü yaymaya devam edebilir. Solunum yollarında çoğalan virüs bütün vücudu etkileyerek orta kulak, iskelet kası, kalp, karaciğer, kan ve merkezi sinir sistemine ulaşabilir.

Kimler risk altındadır?

Sağlıklı insanlarda ortalama bir haftada geçmesine rağmen, özellikle çocuklarda, yaşlılarda, vücut direncini düşüren kalp hastalığı, akciğer hastalığı, böbrek hastalığı, şeker hastalığı gibi kronik hastalığı olan kişilerde çok daha ağır seyrederek ölümle sonuçlanabilecek hastalıklara yol açabilir. Bu grupta bulunan hastalara “yüksek risk grubundaki kişiler” denir.

Gribin komplikasyonları nelerdir?

Grip potansiyel olarak ölümcül komplikasyonlara neden olabilir. Tipik komplikasyonlar arasında tüm solunum yollarının (burun, sinüsler, boğaz, orta kulak ve akciğerler) ikincil enfeksiyonları sayılabilir. Özellikle zatürre (pnömoni), sıklıkla gribal enfeksiyonla ilişkilendirilir ve griple bağlantılı ölümlerin en sık görülen nedenidir. Diğer ciddi komplikasyonlar arasında bronşit, sinüzit, orta kulak iltihabı, astım alevlenmeleri ve kronik tıkayıcı akciğer hastalıkları bulunur. Ayrıca, kasları, kalbi ve beyini etkileyen ciddi sorunlar da ortaya çıkabilir.

Gribi önlemek mümkün müdür?

Grip ve soğuk algınlığından korunmak için bağışıklık sistemini güçlendirmek önem taşır. Düzenli uyku, dengeli beslenme ve sigaradan uzak durmak bağışıklık sisteminin güçlü kalmasında önemlidir. Bol sıvı alımı, C vitamini ve çinko gibi antioksidanlardan ve minerallerden zengin olan meyve sularını tüketmek korunmada önemlidir. Ayrıca, öksüren ve hapşıran kişilerden uzak durmak ve sık sık elleri yıkamak da etkili yöntemlerdir.Grip günümüzde aşı ile önlenebilen bir hastalıktır. Gelişmiş ülkeler grip aşısını genellikle programlarına almış ve vatandaşlarına ücretsiz olarak sunmaktadır. Ülkemizde grip aşısı rutin olarak yapılmamaktadır, ancak aşı özellikle risk altındaki gruplara önerilmektedir.

Çocuklar gribe karşı aşılanabilir mi?

Grip aşısı 6 ay ile 3 yaş arasındaki çocuklara yarım doz, 3 yaş üstüne ise tam doz olarak uygulanır. 8 yaş altındaki çocuklara ilk kez uygulanacağı zaman bir ay ara ile iki doz şeklinde yapılması önerilmektedir. Takip eden senelerde tek doz uygulanması yeterlidir. 8 yaşından büyük çocuklara ve erişkinlere ise tek doz şeklinde yapılması önerilmektedir.

Grip aşısı güvenli midir?

Grip aşısı inaktif (ölü) bir aşıdır, bu nedenle aşıya bağlı grip gelişme riski yoktur. Ancak, aşı tavuk yumurtasında hazırlandığından, yumurta alerjisi olanlara, aşının içeriğine alerjisi bulunanlara, Guillain-Barré Sendromu adı verilen nörolojik bir hastalığı olanlara ve 6 aydan küçük bebeklere uygulanmamalıdır. Ateşli bir hastalık geçirmekte olanların, aşıyı hastalıkları düzelene kadar ertelemesi önerilmektedir.
Aşıya bağlı olarak, aşı yapılan bölgede ağrı, kızarıklık ya da şişme, kas ağrıları, kırgınlık hissi ve hafif ateş gibi yan etkiler görülebilir.
Aşının tam teşekküllü sağlık merkezlerinde veya hekim kontrolünde yapılması önerilir. Grip aşısı +2 ila +8 derece arasında buzdolabında saklanmalı ve kesinlikle dondurulmamalıdır.

Grip aşısı ne zaman yapılmalıdır?

Grip aşısının uygulanması için en uygun zamanlar Eylül-Ekim-Kasım aylarıdır. Ancak salgınlar Mart-Nisan aylarına kadar devam edebildiği için hastalığı geçirmedikçe ve aşı bulunabildiği sürece Ocak-Şubat ayları ve sonrasında da aşı uygulanabilmektedir. Grip aşısından sonra kesin koruyuculuğun başlaması için en az 10-14 günlük bir süre gerekir.

Her yıl grip aşısı olunmalı mıdır?

Gribe neden olan çok sayıda virüs türü olduğu için, tamamen koruyucu olan çok etkili bir aşı henüz geliştirilememiştir. Sürekli yeni grip virüsleri meydana geldiği için her sene en yaygın olması beklenen virüs tipleri için aşı geliştirilir. Bu nedenle aşının koruyuculuğu en fazla %80′e ulaşır ve bulaştığı takdirde hastalığın daha hafif geçirilmesini sağlar. Sonuç olarak, grip aşısının her yıl yenilenmesi önerilmektedir.

Halkı bilinçlendirmek adına bu aşıyı ücretsiz olarak sağlık kuruluşlarından temin etmek mümkün müdür, nasıl?
Grip aşısı ülkemizde aşı takviminde bulunmadığından, sağlık kuruluşlarından ücretsiz olarak temin edilmesi mümkün değildir. Aşı uygulamasının önerildiği risk grupları şu şekilde sıralanabilir.

1) Gribin yaşamsal risk oluşturduğu ve tıbbi açıdan mutlaka aşılanması önerilenler:

• 65 yaşından yaşlılar
• Şeker hastaları
• Astım hastaları
• Kronik akciğer hastaları
• Kronik kalp ve damar sistemi hastaları
• Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler  (kronik kan hastalığı olanlar, kanser hastaları)
• Huzurevi, bakımevi vb ortamlarda yaşayanlar

2) İkincil risk grupları: 1. risk grubunda yer alanlarla yakın temasta olanlar ve;

• 50-64 yaş arası kişiler
• Huzur evleri ve diğer bakım kuruluşlarında kalan ve kronik tıbbi rahatsızlığı bulunanlar
• Astım dahil akciğer ve kalp damar sistemine ait kronik hastalığı bulunanlar
• Sağlık personeli
• Yukarıda belirtilen risk grupları ile aynı ortamda yaşayanlar
• Huzurevi, bakımevi ve benzeri yerlerde çalışan personel

3) Özel gruplar:

• Hamileler (4 aylıktan itibaren)
• HIV ile enfekte kişiler
• Sık seyahat edenler
•Gribin tıbbi ve ekonomik olumsuz etkilerinden korunmak isteyen kişiler (iş adamları, üretimde çalışanlar, sporcular vb)

http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/reddit_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/dzone_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/stumbleupon_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/delicious_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/newsvine_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/technorati_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png

Sağlık Konuları »

[20 Oca 2010 | Yorum Yok | Yazar: admin]

Alternatif Tıp Ve Kanser

KANSERLİ HASTALIKLAR.ALTERNATİF TIP VE KANSER

Vücudumuzda tüm organlar hücrelerden oluşur. Hücreler vücudumuzun en küçük yapıtaşlarıdır ve ancak mikroskopla görülebilirler.
Sağlıklı vücut hücreleri (kas ve sinir hücreleri hariç) bölünebilme yeteneğine sahiptirler. Ölen hücrelerin yenilenmesi ve yaralanan dokuların (vücut içi ve dışındaki) onarılması amacıyla bu yeteneklerini kullanırlar. Fakat bu yetenekleri de sınırlıdır. Sonsuz bölünemezler. Her hücrenin hayatı boyunca belli bir bölünebilme sayısı vardır. Sağlıklı bir hücre gerektiği yerde ve gerektiği kadar bölüneceğini bilir.
Buna karşın kanser hücreleri, bu bilinci kaybeder, kontrolsüz bölünmeye başlar ve çoğalırlar. Kanser hücreleri birikerek tümörleri (kitleleri) oluştururlar, tümörler normal dokuları sıkıştırabilirler, içine sızabilirler yada tahrip edebilirler. Eğer kanser hücreleri oluştukları tümörden ayrılırsa, kan yada lenf dolaşımı aracılığı ile vücudun diğer bölgelerine gidebilirler. Gittikleri yerlerde tümör kolonileri oluşturur ve büyümeye devam ederler. Kanserin bu şekilde vücudun diğer bölgelerine yayılması olayına metastaz adı verilir.

Kanserler oluşmaya başladıkları organ ve mikroskop altındaki görünüşlerine göre sınıflandırılırlar. Farklı tipteki kanserler, farklı hızlarda büyürler, farklı yayılma biçimleri gösterirler ve farklı tedavilere cevap verirler. Bu nedenle kanser hastalarının tedavisinde, var olan kanser türüne göre farklı tedaviler uygulanır.

Kanserin Nedenleri ?

Kanserin sebebi henüz kesin olarak bilinmemektedir. Kanser hastalığı için iki grup risk faktörü vardır. Kanser için risk faktörleri yaşam şekillerine, yaşa, cinsiyete ve aile öykülerine bağlı olarak değişir. Bir başka risk grubu ise çevresel faktörlerdir.
-Sigara alkol kullanımı,
-Uzun süre ve tehlikeli saatlerde güneş altında kalma,
-Aşırı dozda röntgen ışınına maruz kalma,
-Bazı kimyasal maddeler (katran, benzin, boya maddeleri, asbest v.b.)
-Bazı virüsler
-Hava kirliliği
-Radyasyona maruz kalma,
-Kötü beslenme alışkanlığı
Kanser Tehlikesinin 7 Habercisi
Kanserin belirti ve bulguları köken aldığı doku ve organlara göre değişir. Hatta bazen hiç belirti ve bulgu vermeden kontrol muayenelerinde kanser tanısı konulabilir.
Aşağıdaki belirtilere dikkat edin:
Rahim ve makattan gelen normal olmayan bir kanama veya akıntı
Memede veya vücudun herhangi bir yerinde ortaya çıkan şişlik ve sertlikler
İyileşmeyen yaralar
Uzun süreli ses kısıklığı ve öksürük
Yutkunma güçlüğü ve hazımsızlık
Ben ve siğillerde meydana gelen büyüme, kanama, renk değişikliği, yara
Büyük ve küçük abdest yapmakta ki değişiklikler

GÖRÜLEN KANSER TİPLERİ

Meme kanseri
Akciğer kanseri
Prostat kanseri
Mide kanseri
Kalın barsak kanseri
Rahim ağzı kanseri
1. Akciğer Kanseri;
Uzun süre devam eden öksürük
Öksürürken kan gelmesi
Nefes darlığı
2. Cilt Kanseri;
İyileşmeyen yara
Ben ve siğillerde şekil, renk değişikliği
Ani oluşan ben ve siğiller
3. Meme Kanseri;
Memede ele gelen sertlik
Meme başında içeri doğru çekilme
Meme başında şişkinlik
Meme şeklinde ki değişiklikler
4. Rahim Kanseri;
Menopozdan sonra olan kanamalar
Nedeni belli olmayan vaginal akıntılar
Bir aydan fazla devam eden adet kanaması, düzensizlikler veya anormal kanamalar
Karında şişkinlik
5. Kolon Kanseri;
Makattan gelen kanama ve dışkılama alışkanlıklarının değişmesi
Karın ağrısı
Karında kitle
Kilo kaybı
6.Prostat Kanseri;
Sık sık (özellikle geceleri) idrara kalkma
Kesik kesik, ağrılı ve sızılı idrar yapma
İdrar kesesini tam boşaltamama hissi
idrar tutmada güçlük
İdrar akış gücünde azalma

Kanser hastalıkları:

fizik uzmanı gökhan hani mide kanseri,prostat kanseri,bağırsak(kolon) kanseri ,akciğer kanseri,meme kanseri,rahim kanseri,ağız kanseri,kan kanseri ve cilt kanseri ile ilgili çalışmalarını tamamlamıştır.kanser çare bulunmayacak bir hastalık değildir.günde 10 tane zeytin , 9 tane incir, 19 tane hurma ,100 gram brokoli,100 gram bezelye,100 gram bamya yiyenler ve bir bardak domates suyu,iki bardak taze sıkılmış limon-portokal-greyfurt-elma suyu içenler hiç bir kanser hastalığına yakalanmaz.prostat kanserine yakalanmak istemeyen beyler ayakta küçük abdestlerini yapmamaları gerekir.ayrıca her cinsel ilişkiden sonra küçük abdestlerini yapmaları şarttır.cilt kanseri için beyaz tenliler yaz aylarında vucutlarına sürecekleri nane ve defne yağı ile güneşte sadece günde en fazla 3 saat kalsalar bile cilt kanserine yakalanmazlar.

Kanser hasralıkları ile ilgili gerekli çalışmalar devam etmektedir.kemoterapi ve radyoterapi vb yöntemler kanser hastalıklarının ilerlemiş şekillerine modern tıp olarak kansere cevap verememektedir.alternatif(tamamlayıcı) tıp olarak profesyonel bioenerji uzmanı 8 aşamalı olarak enerji aksiyonlarını kanserli hücrelerinin yayılmasını önleyerek,sonra özel formüllü şifalı bitkiler yardımıyla kanserli hücrelerle savaş oluşturacak bitkiler verilebilinir.kanser hastalıklarında alternatif tıp yöntemlerinde bioenerji ve bioterapi ile kullanılması şartır.bioenerji kesinlikle reiki değildir.****fizik uzmanlığı olarak reikiyi kaideye almamaktayız.reiki sembolleri denilenler sadece budist felsefe öğretisidir.reiki sembolleri olan(cho ku rei)-(sei he ki)-(hon sha ze sho nen)bunlar saçmalık ve şirktir.ayrıca uzak doğuda yetişen bazı mantarların kansere iyi gelmesi bilgileri yanlıştır.şifa sadece allahtandır.bioenerji uygulaması 8 aşamalı ve islam fıtratına uygun olarak uygulanmalıdır.piyasada kendini bioenerji uzmanı sanan binlerce insan olması çok şaşırtıcıdır.azerbeycan ve türki cumhuriyetlerden alınan bioenerji sertifikaları ve bioenerji uygulamaları alternatif tıp literatüründe kaideye alınmamaktadır.

http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/reddit_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/dzone_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/stumbleupon_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/delicious_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/newsvine_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/technorati_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png

Sağlık Konuları »

[9 Oca 2010 | Yorum Yok | Yazar: admin]

Grip salgını ülkemizde henüz başlamadı. Kış mevsiminin ortasına gelmiş olmamıza rağmen henüz doğru dürüst kar yağmamış olmasıda buna etken. Fakat soğuklar gelmek üzere ve her hava değişikliği vücut direncimizi düşürür ve hasta olmamızı kolaylaştırır. Hasta olmamak bizim elimizde. Aşağıdaki maddeleri uygularsanız hasta olma riskinizi en aza indirmiş olursunuz.

1- Ellerinizi yıkayın

Çoğu grip ve nezle virüsü dokunma ile geçer. Gripli olan birinin telefon, klavye veya mutfak eşyalarına dokunması grip virüsünün yayılması için yeterlidir. Bu mikroplar saatlerce, hatta bazı durumlarda haftalarca, başkası bu eşyalara dokununcaya kadar bu tür zeminlerde yaşayabilirler. Bu yüzden ellerinizi sıkça yıkayın. Eğer yakınınızda lavabo yoksa ellerinizi ovuşturmanız ya da alkol içerikli temizleyiciler sürmeniz işe yarar.

2- Öksürürken ya da aksırırken elinizle ağzınızı kapatmayın

Çünkü elinize yapışan virüsler ya da mikroplar kolay temizlenmez ve bu şekilde mikrop farklı kişilere bulaşabilir. Hapşırma ya da öksürme öncesi kağıt mendil kullanın ve hemen atın. Yanınızda mendil yoksa başınızı insanlardan uzak bir tarafa çevirerek havaya hapşırın.

3- Yüzünüze dokunmayın

Üşütme ve grip virüsleri vücudunuza burun, göz ve ağzınızdan girebilir. Gripseniz ya da grip olan birileriyle görüşüyorsanız yüze dokunmayın.

4- Bol sıvı için

Çok su içmek vücudunuzdaki virüslerin temizlenmesini sağlar. Günde 8 bardak su için önerisine uymuyorsanız yeterince su içmeye özen göstermelisiniz. İdrarınızın rengi açık sarı görünüyorsa yeterince su alıyorsunuz demektir, koyu sarıysa daha çok su içmelisiniz.

5- Saunaya girin

Araştırmacılar bu konuda aynı fikirde olmasa da, 1989′da Almanya’da yapılan bir çalışmada haftada 2 kez saunaya giren kişilerin daha az soğuk algınlığına yakalandığı görüldü. Diğer bir teori de, virüslerin ya da mikropların 80 dereceden daha sıcak bir ortamda yaşayamadıkları için sauna ortamında barınamadıkları yönünde.

6- Hava alın

Hava almak önemlidir. Soğuk havalarda merkezi ısıtma sistemiyle ısınan ortamlardan dışarı çıktığınızda vücudunuz grip ve mikroplara karşı daha korunmasız olur. Soğuk havada içerde kalan insanlar, kuru ve aynı havayı sürekli soludukları için virüslere maruz kalırlar.

7- Düzenli olarak egzersiz yapın

Egzersiz kalbin kan pompalama hızını artırır. Hızlı nefes almak akciğerlere oksijenin hızlı transfer edilmesini ve vücut ısısını artırarak terlemeyi sağlar. Bu egzersizler hücrelerde bulunan virüslerin doğal olarak ölmesini sağlar.

8- Meyve ve sebze yiyin

Sebze ve meyveler metabolizmayı güçlendirir. Vitamin ilaçları yerine koyu yeşil, kırmızı ve sarı sebze ve meyveler tüketin.

9- Yoğurt yiyin

Bazı araştırmalara göre günde 1 kase az yağlı yoğurt yemek gribi ya da üşütmeyi yüzde 25 azaltıyor. Araştırmacılar yoğurtta bulunan bakterilerin bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ve hastalıklardan koruduğunu belirtiyor.

10- Sigara içmeyin

Aşırı sigara içenlerin üşütme ve grip virüsüne daha kolay yakalandıkları biliniyor. Sigara bağışıklık sistenini zayıflatıyor ve hastalanmayı kolaylaştırıyor.

11- Alkol almayın

Aşırı alkol tüketimi bağışıklık sistemini baskılar ve kişiyi hastalıklara hazır hale getirir. Alkol ayrıca vücudu susuz bırakır. Bu nedenle alkol kullananların sıvı tüketime dikkat etmeleri gerekiyor.

12- Rahatlayın

Eğer kendi kendinize rahatlamayı öğretirseniz bağışıklık sisteminiz dış etkenlere karşı daha güçlü olur. Rahatlama vücudun virüslere karşı hareket mekanizmasını güçlendiriyor ve kan akışını hızlandırıyor. Sizi sakinleştiren ve rahatlatan şeyleri düşünün. Birkaç ay günde 30 dakika bunu deneyin. Aklınızda tutun, rahatlama öğrenilebilir bir yetenektir ama hiçbir şey yapmanız gerekmez.

http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/reddit_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/dzone_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/stumbleupon_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/delicious_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/newsvine_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/technorati_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png

Sağlık Konuları »

[9 Oca 2010 | Yorum Yok | Yazar: admin]

Ulagay-Menarini Group’un desteği ile Türk Nöroloji Derneği Başağrısı Çalışma Grubu bünyesinde hayata geçirilen “Türkiye’de Başağrısı ve Migren Epidemiyoloji Çalışması”na göre; hastaların yüzde 89’u hayatının etkilendiğini ve kısıtlılık yaşadığını belirtti. Hastalar özellikle iş yaşamında zorlu anlar yaşıyor. Dayanılmaz ataklar, hem iş konsantrasyonunu etkiliyor, hem de iş arkadaşlarının arasını bozuyor.

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Necdet Karlı, migrenin iş yaşamı üzerindeki etkisini şöyle anlattı: “Migren; çalışanlar, ev kadınları ve öğrenciler için önemli oranda ekonomik ve iş gücü kaybına yol açabilen bir hastalık. Yapılan çalışmalar, migrenli hastaların iş yaşamlarında benzer konumdaki meslektaşlarının hem kariyer olarak gerisinde kaldığını, hem de ekonomik kayba uğradığını gösteriyor. Migren ağrıları hastaların işe gelmesine engel olarak, iş günü kaybına ya da işe gelebilse dahi verimlilik kaybına neden olabiliyor. Türkiye’de işyerlerinde yapılan bir çalışma, migren hastalarının son 3 ayda işgünü kaybının yaklaşık 9 gün olduğunu ortaya koyuyor. Ülkelerin yıllık kayıpları yüz milyonlarca dolara ulaşabiliyor.”

Hastalığın iş arkadaşlıklarını da etkilediğine işaret eden Dr. Karlı, “Migren atağı sırasında hastalar sinirli, saldırgan veya kırıcı olabilir. Bu nedenlere bağlı olarak arkadaşlık ilişkileri gerilebilir. İş arkadaşları hastanın verilen işleri yapmamak için bahaneler uydurduğunu düşünebilir. Bu durumda da migren hastasına bakış ve yaklaşımları empatiden uzak olup suçlama, kırma ve ilişkilerini sınırlamaya kadar gidebilirler” dedi.

İlaçları işyerinde de olmalı

Dr.Karlı, çalışan hastalara hayatlarını kolaylaştırmaya yönelik şu tavsiyelerde bulundu: “Öncelikle migren ataklarını tetikleyen kişiye özel nedenler varsa bunlardan uzak durulmalı. İş yerinde çalışılan ortam buna uygun düzenlenmeli. Hasta mümkünse sessiz, parlak ışıktan uzak ortamlarda çalışmalı. Günümüzde her ne kadar mümkün olmasa da stresten uzak kalmak veya stresle başa çıkabilmek atakların sayısını azaltacaktır. Hasta ağrı sıklığına bağlı olarak koruyucu tedaviye alınabilir. Atak tedavisinde ise, hasta ilacı migren atağının en erken döneminde alırsa ağrının tam ve en erken sürede geçmesi sağlanabilir. Böylece hasta normal fonksiyonlarına en kısa sürede dönebilir ve verimlilik kaybı en kısa sürede atlatılmış olur. Bu hastalarda koruyucu tedavi ve akut atak tedavisinde amaç; başağrılarını en az sayıya indirmek, mümkünse tamamen ortadan kaldırmak ve ağrının en kısa sürede geçmesini ve hastanın fonksiyonlarını geri kazanmasını sağlamak olmalıdır. Tedavide hastada uyku veya uyku hali yapan ilaçlardan kaçınmak tedaviye olan uyumu arttırır.”

Çay ve kahve bilmecesi

Çay-kahve tüketimi ile ataklar arasındaki ilişki tam olarak bilinmemekle birlikte Dr.Karlı, konu ile ilgili yorumunu şöyle özetledi: “Çay ve kahve için bilgiler biraz çelişkili Bazı hastalar çay ve kahvenin başağrılarına iyi geldiğini söylerken, bazıları da baş ağrılarını arttırdığından bahseder. Bazı hastalar çay ve kahve içmezlerse başağrılarının tetiklendiğinden bahsederler. Bu görüşlerin tümünü destekleyen çalışmalar vardır. Bu nedenle migren hastası kendini dinlemeli ve çay ve kahve gibi içeceklerin başaşağrısını nasıl etkilediğini öğrenmeli ve buna göre hareket etmelidir.”

Dr.Karlı, beslenmeye ilişkin de şu uyarılarda bulundu: “Beslenmede en önemli nokta uzun süre aç kalmamak olmalıdır. Öğün atlamak çok önemlidir. Uzun süre açlık veya öğün atlamak başağrılarını tetikleyebilir. Ayrıca eğer hastaya özel, başağrısını tetikleyen bir besin varsa bu besin yemek programından çıkarılmalıdır. Örneğin; peynir ve türevleri, alkol gibi.”

“İş Ortamında” atak geldiğinde ne yapmalı?

Doç. Dr. Necdet Karlı, çalışırken gelen migren atağına karşı yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:

- Öncelikle yapılması gereken migrene özel ağrı kesiciler almak olmalı.
- Buradaki önemli nokta hastanın ilacı ağrı başladıktan sonraki en erken zamanda alması.
- Ayrıca bulantı kusması olan hastalar bunlara yönelik ilaçlarla daha rahat bir atak geçirebilir.
- Parlak ışık, gürültü, stres ve fizik aktivite gibi ağrıyı kötüleştirebilecek etkenlerden uzaklaşılmalı.
- Mümkünse bulundukları ortamdan bir süreliğine uzaklaşmalı, ağrının azaltılmasına sağlayacak sessiz ve karanlık bir ortamda dinlenilmeli.
- Ağrısı geçmeyen hastalar izin alarak dinlenmeli.
- Hastaların ağrıları ağızdan alınan ilaçla geçmiyorsa hastalar doktorlarından yardım istemeli.

Migrenin neden olduğu tehlikeli tablo

[Doç. Dr. Necdet Karlı, çalışan hastaların sıkça dile getirdiği yakınmalara ve bu sorunlara karşı uygulanabilecek çözümlere dikkat çekti:

- En belirgin yakınma ağrı nedeni ile işe gidememek, izin almak veya işteki verimlilik kaybıdır.
- Ağrılara bağlı olarak sık izin alma ihtiyacı veya işe gidememe, verilen işlerin yapılamaması veya eksik yapılması nedeni ile yöneticilerinin veya iş arkadaşlarının olumsuz tepkileri migrenlilerde diğer önemli bir yakınma nedenidir.
- Tüm bunlara bağlı olarak kariyerde beklenilen noktaya gelememek, ekonomik kayıplar hastaları umutsuzluğa sürüklemektedir.
- Çalışılan iş ortamının ağrıları tetiklemesi de sık rastlanılan durumlardan biridir. İş yerinde görev veya bölüm değişikliği genellikle amirler tarafından başağrısının önemsenmemesi nedeni ile göz ardı edilmekte bu da migren hastalarının daha sık ağrı ataklarına maruz kalmasına neden olmaktadır.
- Stres migrenin en sık görülen ve en önemli tetik faktörüdür. Migren hastası yapı olarak da stresli ise durum daha da kötüleşebilir. Bu gibi durumlarda migrenli hastaların stresle başa çıkma ve gevşeme tekniklerini öğrenmeleri, ihtiyaç duyulan zamanlarda bu teknikleri uygulayarak stresi azaltmaları ve migren atağından kaçınmaları önemli faydalar sağlayabilir.
- Yurt dışında bazı ülkelerde yasal olarak migrenli hastalar iş yeri veya pozisyon değişiklikleri yapabilmektedirler.

Rakamlarla Türkiye’de migren

Türk Nöroloji Derneği Başağrısı Çalışma Grubu bünyesinde, 21 ilde yüzyüze görüşmelerle gerçekleştirilen “Türkiye’de Başağrısı ve Migren Epidemiyoloji Çalışması”, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ve Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde görev yapan öğretim üyeleri grubu tarafından ve İ.E Ulagay-Menarini Group’un desteği ile hayata geçirildi. Prof.Dr. Mustafa Ertaş’ın koordinatörlüğünü üstlendiği, Prof.Dr. Aksel Siva, Prof.Dr. Mehmet Zarifoğlu, Prof.Dr. Betül Baykan, Prof.Dr. Sabahattin Saip, Doç.Dr. Necdet Karlı, Dr. Elif Kocasoy Orhan ve Doç. Dr. Emel Önal’ın önderliğinde gerçekleşen “Türkiye’de Başağrısı ve Migren Epidemiyoloji Çalışması” sonuçlarına göre;

- Her dört kadından birinde migren görülüyor. Her üç kadına karşılık sadece bir erkekte migrene rastlanıyor. Migrenin kadınlarda daha sık görülmesinin sebebi ise tam olarak bilinmiyor.
- Baş ağrısı çekenlerin yüzde 49’u, migrenlilerin ise yüzde 29’u doktora başvurmuyor.
- Migren hastalarının yüzde 62’sinde aile ilişkilerinde, yüzde 55’inde arkadaşlık ilişkilerinde, okula gidenlerin yüzde 58’inde ise okul hayatında bozukluk olduğu görüldü.
- Migreni tetikleyen faktörler arasında yüzde 69 oranla stres ilk sırada yer alıyor. Diğer faktörler; lodos yüzde 54, açlık yüzde 54, uykusuzluk yüzde 50.
- Migren hastalarının yüzde 88’i ilaç kullanıyor, bu hastalardan ise sadece yüzde 37’si doktor tavsiyesiyle ilaç kullanıyor.
- Migren hastalarının sadece yüzde 11’u yaşam kalitesinin migrenden etkilenmediğini söylerken, yüzde 89’u hayatının etkilendiğini ve kısıtlılık yaşadığını belirtti.
- Migreni olan ve doktora giden hastaların sadece yüzde 45’inin ilk gittikleri doktorda doğru tanı alıyor. Migren olduğu halde migren tanısı almayan hastaların oranı yüzde 55.
- Hastaların yüzde 29’u migren nedeniyle maddi kayıplar yaşıyor.

http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/reddit_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/dzone_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/stumbleupon_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/delicious_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/newsvine_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/technorati_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png