Anne Çocuk Kategorisindeki Yazılar
Anne Çocuk »
Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Buca Eğitim Fakültesi Psikoloji Bölümü’nce yapılan araştırma, boşanmış çiftlerin çocuklarının, birlikte olanlara göre daha önemli sorunlar yaşadıklarını ortaya koydu.
Yardımsız çözmek zor
Psikoloji Bölümü öğretim üyelerinden Yard. Doç. Dr. Şüheda Özben tarafından yürütülen araştırmada, evlerinde geçimsizlik yaşanan, ayrı ya da boşanmış çiftlerin çocuklarının birlikte yaşayan çiftlerin çocuklarına göre önemli sorunlar yaşadığı belirlenirken, bu çocukların, duygusal sarsıntıyı atlatabilmek için psikolojik yardıma ihtiyaç duydukları anlaşıldı.
Özben, evlerin içinde yaşanan geçimsizlik, ayrılık ve boşanmaların çocuklar için ’’sarsıcı’’ olduğunu belirterek, araştırmanın, İzmir’deki 129’u kız, 67’si erkek olmak üzere toplam 196 lise öğrencisi üzerinde gerçekleştirildiğini bildirdi.
Depresyon eğilimi yaygın
Boşanmaların hızla artması ile birlikte ailenin boşanmaya yüklediği anlam ve çocuğun uyum sorunları arasında ilişki doğduğuna işaret eden Özben, boşanmış, ayrı ya da geçimsiz çiftlerin çocuklarının duygusal sarsıntıyı atlatabilmeleri için sağlanacak yardımın büyük önem taşıdığını ifade etti. Özben, çocukların da bu yardıma ihtiyaç duyduklarını ve psikolojik desteğe sıcak baktıklarını anlatarak, şu bilgiyi verdi:
’’Araştırmadan elde edilen sonuçlar arasında geçimsiz, boşanmış ya da ayrı çiftlerin çocuklarının, birlikte olan çiftlerin çocuklarına göre nevrotik ve antisosyal eğilim göstermeleri yer alıyor. Bu çocuklar, birlikte yaşayan çiftlerin çocuklarına göre daha içe kapanık ve depresyona eğilimli oluyor. Duygusal kararsızlık, hayattan zevk almama, çeşitli psikotik belirtiler, bu çocukların büyük bölümünde görülüyor.’’
Şiddetin tahribatı daha büyük
Aile içindeki geçimsizlik ve şiddetin de çocuklara, boşanmış ya da ayrı çiftlerin çocukları ile benzer şekilde yansıdığına dikkati çeken Özben, bu çocukların da duygusal sarsıntı yaşadığını anlattı. Özben, ’’Aile içindeki şiddetli geçimsizlik ya da şiddet, anne babası ayrı yaşayan ya da boşanmış çiftlerin çocuklarına yaptığı etkileri yapıyor. Özellikle şiddetin yarattığı tahribat bazen boşanmış ya da ayrılmış çiftlerin yarattığı duygusal sarsıntının çok üzerine de çıkabiliyor’’ diye konuştu.
Şüheda Özben, çiftlerin beraberlik sorunlarının, çocukların okul ve sosyal hayattaki başarısına doğrudan yansıdığını kaydetti.

1kadin.com sitemize hoşgeldiniz. Sitemiz kadınlar için hazırlanmış bol içerikli bir sitedir. İstediğiniz veya eklemek istediğiniz konuyu iletişim menüsünden ekleye bilirsiniz.
Site içeriği; Kadın, bakım, cinsellik, güzellik, internet, sağlık, yemek tarifleri.
Anne Çocuk »
Şu ana kadar bebeğinizi emzirmenin sadece bebeğe faydalı olduğunu düşünürdük. Bebek için faydası tartışılmayacak derecede fazla tabi. Bunu kimse inkar etmiyor fakat ezmirmenin anne içinde çok faydalı olduğu anlaşıldı.
ABD’de ”Obstet Gynecol” isimli tıp dergisinde yayımlanan ”Emzirme Süresinin Annenin Kalp Hastalığı Riskine Etkisine Yönelik Orjinal Çalışma (Duration of Lactation and Risk Factors for Maternal Cardiovascular Disease)” başlıklı makalede, anne sütünün, bebeğin sağlıklı gelişimi, mikroplardan korunması ve ruh sağlığı açısından faydalı olmasının yanı sıra anneyi de çeşitli hastalıklara karşı koruduğu belirtildi.
Araştırmaya göre, doğumlarının üzerinden yaklaşık 30-35 yıl geçmiş yaşları ortalama 63 olan 139 bin 681 kadın düzenli kontrollerle çeşitli hastalıklar açısından yıllar içerisinde takip edildi. Araştırmada, hastalık gelişenlerde sigara, hareket, çevresel faktörler, beslenme alışkanlığı ve fazla kilo gibi etkenlerin olup olmadığı incelendi.
Araştırma kapsamında daha önce gebelik geçiren ancak çocuğunu emzirmeyen kadınlarla yapılan karşılaştırma sonucunda, ”bebeklerini 1 yıl ya da daha fazla süre emziren kadınlarda hiç emzirmeyenlere oranla kalp damar hastalıklarına yakalanma ve felç geçirme riskinin diğerlerine göre yüzde 10-15 oranında daha az olduğu tespit edildi. Emzirme süresi arttıkça hipertansiyon, yüksek kolesterol ve diyabet gibi hastalıkların görülme sıklığının da azaldığı saptandı.
Araştırmada, vücutta depolanan yağ miktarının anne sütü verildiğinde azaldığı ve bu durumun emziren anneleri ileri yaşlarda hastalıklara karşı koruduğu vurgulanarak, araştırmanın emzirmenin anne sağlığına karşı koruyucu etkisi açısından tıp literatüründeki ilk çalışma olduğuna dikkat çekildi.
-”ANNE SÜTÜ İLE BESLENMEYEN ÇOCUKLARDA ÖLÜMLER DAHA FAZLA”-
Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Yurdakök de ”Anne sütü ile beslenmeyen çocuklarda ölümlerin, anne sütü ile beslenenlere göre 4-6 kat daha fazla. UNICEF tahminlerine göre, yaşamının ilk altı ayında yalnız anne sütü ile beslenememe nedeniyle her yıl 1.3 milyon çocuk ölüyor” dedi.
Yurdakök, anne sütünün bebekte hastalığa yol açabilecek mikropları içermediğini vurgulayarak, ”Bebeği zatürre, bronşit, orta kulak iltihabı, ishal, idrar yolu enfeksiyonları ve menenjit gibi enfeksiyon hastalıklarından korur, bebeğin bağışıklık sistemini geliştirir, aşıların etkenliğini artırır” diye konuştu.
Anne sütü ile beslenmenin yalnız çocuklukta değil, ileri dönemlerde de yararlı olduğunu belirten Yurdakök, ”Anne sütü ile beslenen çocukların ileride daha sağlıklı, hastalıklara karşı daha dirençli oldukları, hatta bazı kanserlere daha da az yakalandıkları saptanmıştır” diye konuştu.
Yurdakök, anne sütü ile beslenen çocuklarda ”aşırı şişmanlık, şeker hastalığı, damar sertliği, koroner kalp hastalıkları, hipertansiyon, bronşit, astım, alerji ve psikolojik rahatsızlıkların” daha az görüldüğüne dikkati çekerek, anne sütünün annenin sağlığı açısından da önemli olduğunu bildirdi.
Prof. Dr. Yurdakök, ”emziren annelerde doğum sonrası kanamaların az görüldüğünü, rahmin hızla küçüldüğünü, meme, yumurtalık ve rahim kanserlerinin görülme sıklığının düşük olduğunu, kemik erimesi (osteoporoz) tehlikesinin azaldığını ve ruh sağlığının olumlu etkilendiğini” söyledi.
Anne Çocuk »
Özgüven; temel olarak 0 – 6 yaşlarında, ailedeki yaşantılardan kazanılır. Özgüven;yani kendine güven kavramı, bir şeyi yaparken bireyin kendine inanması, bu işi yapabilirim, diyebilmesidir. Özgüven denilen kavram çocuklukta nasıl sağlam temellenir?
Herkesin yapabileceği ve yapamayacağı şeyler vardır. Örneğin ben, Naim Süleymanoğlu gibi halterde dünya rekortmeni olabilirdim. Küçük yaştan beri düzenli antrenman ve gerekli gıdaları alsaydım, ben de rekortmen bir sporcu olarak karşınıza çıkabilirdim. Şunu sorabilirdiniz; hocam sen nerede, Naim Süleymanoğlu gibi olmak nerede, diyebilirsiniz. Genetik özellikleri bir kenara bırakırsak onun gibi olabilirdim. Dünya şampiyonluğu bir tarafa, insanın kendine güveni; yani özgüveni tam olabilmesi için ailesinden destek alması lazım.
Doğan Cüceloğlu’nun bir televizyon programında vermiş olduğu şu örnek, çok basit bir örnek gibi görünüyor ama çok önemli ve dikkat edilmesi gerekir. Doğan Cüceloğlu, Amerika’daki eğitimi sırasında Amerikalı bir asistan ile aynı odayı paylaşmak zorunda kalmış. Bir gün Amerikalı asistan, çocuğunu getirmiş. Çocuk 1,5 ‘ 2 yaşlarındaymış. Çocuk,koltuğa çıkmaya çalışıyormuş, hocamız da iyilik olsun diye çocuğa yardımcı olup onun koltukta rahat oturmasını sağlamak istemiş. Birden neye uğradığını şaşırmış. Amerikalı asistan arkadaşı:’ Sen ne yapıyorsun? O, koltuğa çıkabilir! Böyle yaparak ona iyilik yaptığını mı sanıyorsun? Onun yapacağı işleri yaparak onun kendine güvenini zedeliyorsun.’ demiş.
Biz de öyle yapmıyor muyuz? ‘Aman o bilmez, o yapamaz.’ demiyor muyuz? Acaba kaçımız küçük çocukların kendi kendilerine yemek yemeleri için fırsat vermişizdir?’ Aman çevreyi kirletir, üstüne döker, karnını tam doyuramaz’ vb. Bunun gibi yüzlerce mazeret içeren cümle söyleyip dururuz. Bazen bir su getirmesini isteriz ,getirmeyince: ‘Artık büyüdün ,bir su bile getiremiyorsun’. Başka bir şey olunca:’Sen küçüksün, sen bunu yapamazsın’. Çocuklara karşı çelişkili ifadeler kullanmamız ,çocuğun çevresine ve kendisine olan güven duygusunu ne kadar etkiler?
Önemli olan, çocuğumuza yardımcı olmak değil; onun yapabileceği işleri ona bırakmak, yapamadığıı işlerde ona yardımcı olmaktır. Yapabileceği işlerin altından kalkabiliyorsa çocuk, böyle bir rahatlık sağlamışsa ona ebeveyn, çocuk kendine güvenecektir.

Gelişimdeki sırayı incelersek en son gelişen kas grubu ,ince motor kaslardır. Ayakkabı bağcıklarını bağlamak için ince motor kasların gelişmesi gerekir. Çocuk, 5 -6 yaşlarına gelince ayakkabı bağlarını kendisinin bağlaması için ona izin verin. Eğer çocuk zorluk çekiyorsa ona biraz zaman tanıyın, halen yapmak istediğini yapamıyorsa destekleyici ifadeler kullanarak yardımcı olmaya çalışın, gerekiyorsa ayakkabısının bağlarını birlikte bağlayın.
Sizin için önemsiz görünen bir şey olarak görülse de unutmayın, çocuğunuz için çok önemli olabilir. Unutmayalım ki çocuğunuz, kişiliğinin temellerini 0-6 yaş arasında kazanır. Eğer bu dönemde onu bir birey olarak kabul ederseniz, ilerleyen yıllarda sağlam bir karaktere sahip olacaktır. İlerleyen yaşantısında çocuğunuz, kendine güveni olan, özgürce karar verebilen ve sorumluluk alabilen bir birey olabilir.
Özgüveni eksik olan insanlar, özgür ve gerçekçi kararlar veremezler, ancak bir grubun etkisinde olarak karar verebilirler. Sorumluluktan mümkün olduğu kadar kaçınırlar, aldıkları sorumlulukta ise insanları memnun etmek için yine yakın çevre grubunun etkisinden çıkamadan almış oldukları sorumlulukları yerine getirirler.
Özgüveni yüksek olan insanlar özgür ve gerçekçi karar verme yeteneğine sahiplerdir. Kimsenin etkisinde kalmadan kararlarını verebilirler. Sorumluktan kaçmaz ve yaratıcı fikirler ile o sorumluluğu yerine getirirler.
Unutmayalım ne ekersek onu biçersiniz.
Buğday ektiğiniz yerden nohut yetişmesini beklemeniz ne kadar gerçekçi? Çocuğunuza ne verirseniz, ileride çocuğunuz onu sizlere ve topluma verir. Çocuğunuza güven tohumları ekmemişseniz çocuğunuzun kendine güvenebilen bir insan olmasını bekleyemezsiniz. Bu güven duygusunu, sadece kendine değil, çevresindeki insanlara karşı da geliştiremez. İlişkileri, sembiyotik ilişki şeklinde olur (İsmet Oktay’ın Yazısına Bakın ‘Sembiyoz- Sembiyotik İlişki’).
Dünyanın en zor işi;anne ve baba olmaktır.
Çocuk yetiştirmeyi bir çorba yapmaya benzetirim; eğer tuzu eksik ya da fazla koyarsanız çorbadan bir tat alamazsınız. Ama bir fark var çocukta: Yemeği yemediğiniz gibi kenara bırakma şansınız da yoktur.Katkı maddelerini iyi katmanız lazım ki o da kendine güvenen bir insan olarak toplumda yerini alabilsin. Yemek iyi olmazsa yemezsiniz, peki ya ÇOCUK?
Çocuğumuzu tüm tehlikelerden tehditlerden koruyamaya çalışmak, tam olarak anne – babalık sayılmaz.
Çocuğunuzu bir birey olarak görün ve ona öyle davranın. Kaş yapayım derken göz çıkarmayın.
Zaman buldukça ve Editör yazılarıma onay verirse sizlerle buradan bazı şeyleri paylaşacağım. Umarım faydalı paylaşımlarımda bulunabilirim.
Serdal Gür
Psikolojik Danışman
TurkPDR.com
Anne Çocuk »
Ancak tüm bu inanılmaz denebilecek gelişmelere rağmen halen anne rahmine yerleştirilen (embriyo transferi) her bir embriyo için insanda elde edilen tutunma (implantasyon) yüzdesi istenilen seviyeye çıkamamıştır. Bu oran deney hayvanlarında çok yüksekken (%60-80), insanda %10-20 seviyesindedir.
Özellikle son yıllarda üretilen embriyo kültür ortamları sayesinde daha önceleri bazı mahsurlar içeren hücre kültür ortamlarının kullanılması ile elde edilen 5.-6. gün embriyoları daha kolay elde edilmeye başlanmıştır. Gerçekte insan embriyosu normal vücut koşullarında anne rahmine tüplerden geçerek 5. günde düşmektedir. Dolayısıyla bu evrede transfer edilen ve vücut dışında döllenmiş tüp bebek embriyoları daha doğru bir zamanlamayla transfer edilmiş olmaktadır. Eğer embriyolar 5 veya 6. güne kadar bekletilebilir ve sonra transfer edilebilirlerse bunların rahim duvarına tutunma şansları, dolayısıyla gebelik olasılığı belirgin olarak artmaktadır Bu nedenle de bu aşamadaki embriyolar daha az sayıda verilerek hem gebelik oranı düşürülmemekte hem de çoğul gebelik riskinde bariz düşüş olmaktadır. Ancak bunun için çok iyi laboratuar koşulları gerekmektedir.
Anne Çocuk »
Yeni anneler hep bebeklerini doğru emzirip emzirmediğini merak etmiştir. Bebeğin gelişimi için doğru emzirmek son derece önemlidir.
Yapılan araştırmalar bebeklerin annelerini doğru şekilde emebildiklerini gösteriyor. Yapmanız gereken ona biraz yardım etmek… İlk denemelerde bebeğinize meme ucunuzu doğru verebilirseniz daha sonra o siz hiçbir çaba göstermeden en iyi şekilde meme başınızı kavrayacaktır. Meme başı sorunları yaşamamak için Annelerin bebeklerini emzirememelerinin başta gelen nedenleri arasında yaşanılan meme başı sorunları geliyor. Sonuçta emzirmek sizin bedeniniz için de farklı bir deneyim. Kendini buna hazırlaması gerekiyor. Sütünüzün kanallardan geçerek meme ucunuza gelmesi ve dışarı çıkması için uygun uyarıları alması gerekiyor.
Emzirmeye başlarken…
• Bebeğinizi doğumdan hemen sonra emzirmeye başlayın.
• ilk denemelerde süt gelmeyecektir. Şaşırmayın, paniklemeyin.
• Sütün gelmesi için ağız sütü de denilen kolostrumu mutlaka bebeğinizin emmesini sağlayın.
• Göğüs uçlarınız belirgin değilse, parmak uçlarınızla belirginleştirin.
• Göğüslerinize yumuşak hareketlerle masaj yapın.
• Bebeğinize göğüs ucunuzu verirken çevrenizdekilerden yardım alın.
• Göğüs ucunuzu baş ve işaret parmaklarınızın arasında tutarak bebeğinizin ağzına yerleştirin.
• Meme başınızın sadece ucunun değil kahverengi bölgesinin de bebeğin ağzına girdiğinden emin olun.
• Bebeğin çenesi sizin memenize değmeli.
• Bebek emerken yutkunuyor gibi hareket etmeli.
• Burun deliklerinin kapanmamasına dikkat edin.
• Memenizi bebeğin ağzına verdiğinizde sıkmanıza gerek yok. Ama emzirmeden önce ucunu hafifçe sıkarak sarı sütün meme başını ıslatmasını böylece bebeğin daha fazla lgi göstermesini sağlayabilirsiniz. Meme uçlarını tahrişten korumak için…
• Her emzirmeden önce memenizi silmenize gerek yok.
• Nemli ve ıslak kalmaması için göğüs pedi kullanın.
• Doktorunuzun önereceği göğüs koruyucu ürünleri sürün.
• En önemlisi bebeğin sadece meme ucunu tutarak emmeye çalışmasına izin vermeyin. Bu yanlış emiş biçimi hem onun gereksiz efor sarf etmesine neden olacaktır. Hem de meme uçlarınızı tahriş edecektir.
• ilk birkaç gün meme uçlarınız emzirmeye başlarken acıyabilir. Ama doğru emzirme tekniğini yakalayıp, meme bakımınızı ihmal etmezseniz hemen düzelecektir. Pes etmeyin. Gerekirse uzmanlardan yardım alın.
Anne Çocuk »
Her kadında doğum eylemi ve bu esnada hissedeceği ağrı şiddeti farklıdır. Bu fark; kadının ağrı toleransına, çocuğun büyüklüğüne ve pozisyonuna, rahmin kasılma gücüne ve daha önce doğum yapıp yapmadığına bağlıdır. Hangi tip anestezi yöntemin uygulanacağını, kadının isteği kadar tıbbi durumu ve doğum ve anestezi doktorlarının seçimi de belirler. Doğum anında ağrıyı engellemede kuvvetli ağrı kesici ilaçlar, damardan veya kas içine uygulanır. Anne karnındaki bebekte yan etkilere yol açmayacak şekilde belirlenen dozlarda uygulanabilir.
Bu ilaçlar ağrıyı kısmen ve ancak kısa bir süre engelleyebilir. Sürekli uygulanamaz. Ani gelişen doğumlarda faydalı olabilir. Doğum ağrısı için en etkili yöntem ise Epidural Analjezidir. Doğum yapacak kadının belindeki omurların sivri çıkıntıları arasından iğne ile girilerek sinir yollarına yakın bir bölgeye, 1 – 2 mm lik çok ince bir plastik boru yerleştirilmesi ile uygulanır. Bu işlem kadın otururken veya yan yatarken yapılır. İşleme başlamadan önce tansiyonun düşmesini engellemek için damar yolu ile serum verilir. İlaç verildikten sonra belden aşağıda ve bacaklarda uyuşukluk oluşur. Doğumun 1. evresinde, yani rahim ağzı tam açık hale gelinceye kadar olan dönemde, rahim kasılmaları devam ederken anne hiç ağrı duymaz ve konforlu bir bekleyiş ortamı oluşur. İlaç genellikle bilgisayarlı bir alet ile verilir. Doğum anında da, ilaç tipi ve dozuna bağlı olarak kas gücü korunduğu için anne rahatlıkla ıkınarak, doğum kanalında çocuğun ilerlemesini ağrı duymadan sağlar.
Sezaryen doğumlarda ise en sık uygulanan yöntem Kombine Spinal – Epidural Anestezidir. Normal doğumdaki epidural analjeziye çok benzer. Tek farkı, ince boru yerleştirilmeden önce epidural iğnesinin içinden kıl gibi bir iğne geçirilerek, spinal bölgeye ilaç verilmesidir. Böylece hemen ameliyatın başlaması sağlanarak, tam kas gevşemesi ile sezaryen doğum ameliyatı kolaylaştırılır. Sezaryen doğum da sıklıkla uygulanan diğer yöntem ise Genel Anestezidir. Damar yolundan verilen anestezik ilaçlar ile solunum yolundan -bir tüp yerleştirilerek- verilen anestezik gazlar ile uygulanır. Anne sezaryen boyunca tamamen uyutularak, geçici bir süre bilinç kaybı sağlanır.
Kaynak: hamilemiyim.wordpress.com
Anne Çocuk »
Her anne bebeğinin zeki olmasını ister ve genel inanışa göre bunun genetik faktörlere bağlı olduğunu düşünülür. Aslında gebelikte beslenme şekli bebeğin zeka gelişiminde oldukça etkilidir. Bu nedenle gebelik süresince annenin kendisi ve bebeği için gerekli besin öğelerini dengeli miktarda tüketmek zorundadırlar.
Beyin Gelişimi
Eskiden beyin gelişiminin genetik faktörlere bağlı olduğu, dışarıdan yapılacak müdahelelerin fazla rol oynamayacağı düşünülürdü. Son zamanlarda ise, bilim adamları arasındaki yaygın kanıya göre çevre faktörü beyin gelişiminde olumlu veya olumsuz çok önemli bir rol oynuyor.
Anne Karnında 5. Ay
Fetus, beş duyunun, duymak ve dokunmak olmak üzere ikisine sahip olur. Miniicik kafasında her dakikada ellibin yeni hücre oluşur. Beyin çok hızlı gelişir.
Anne Karnında 6. Ay
Çok hızlı büyüyen beyin kabuğu kafatasına sığmak için kıvrımlı hale dönüşmeye başlar.
Anne Karnında 7. Ay
Fetusun beyni, tüm yaşamı boyunca sahip olacağı yüz milyar beyin hücresinin hemen hemen tamamını oluşturmuştur.
Anne Karnında 8. Ay ve Sonrası
Bütün bebekler düşünme, görme ve duyu gibi beyin fonksiyonlarından sorumlu olan 100 milyara yakın beyin hücresi ile dünyaya merhaba der. Sonraki dönemlerde ise bu hücrelerin yerine yenileri üretilir. Sinir hücreleri sinaps denilen küçük boşluklarla birbirinne bağlanır ve beynin bir takım fonksiyonlarını yerine getiren kümeler oluştururlar. Doğum sonrası ilk 8 ay süresince, sinir hücreleri arasındaki bağ oluşumu müthiş drecede hızlıdır. 8 ayın sononda yaklaşık olarak 1000 trlyon sinamps oluşmuştur. Oluşan Snapsların günlük yaşamdaki günlük ihtiyaçlara bağlı olarak bir kısmı korunur, işe yaramayanlar ise zamanla kaybolur ve cocuk 10. yaşına geldiğinde sinaps sayısı 500 trilyona ulaşır.
Beyin Ağırlığı
Doğum öncesi 20 haftalıkken : 100 gr
Doğumda : 400 gr
18 aylıkken : 800 gr
3 Yaşındayken : 1100 gr
Erişkinlerde ise : 1300-1400 gr dır.
Kelime Haznesi
Araştırmalara göre 18-20 aylık bir bebek, her gün on dan fazla yeni kelime öğrenir. Bu uyku süreleri çıkarılırsa her doksan dakikada 1 kelime demektir. 6 yaşındaki bir cocugun ise kelime haznesi 113 bin kelimedir. Ancak bu iyi bir çevresel etkileim ve iyi bir beslenmeye bağlıdır.
Çocuklarda Görme ve Konuşma Yeteneği
Bu yetenekleri oluşturan beyin sistemleri çok erken dönemde şekillenir. Uzmanlar bebeğin doğduktan hemen sonraki dönemden itibaren gördüğü ve duyduğu tüm olayların ileriki dönemlerde kendi görüş ve konuşma yeteneklerinde derin bir etki bıraktığını ve şekillendirdiğini belirtmektedirler.
Altın ve Döviz, Anne Çocuk »
Anne, baba, çocuk üçkenine, anneneler, babanneler, dedeler ve akrabalar katılır. Adetlerimize Türkiyenin kültürüne göre verilen hediyelerin başında altın olur.
Hediyeyi getirince eskiden altın yastıkları danteldi. Şimdi birbirinden şık çok güzel yastıklar yapılarak hediyeyi takacak yer aranmıyor. Bu da Lale Aktaşın yaptığı o yastıklardan bir model…Maviler erkek bebekler için, pembeler kız bebekler için…
Anne Çocuk »
Yeni doğan bebekler çok şirin olur. Küçücük, avuç içi kadar gözlerini daha açmamış izleyenleri kendine hayran bırakan şirin şeylerdir. Gelin bu şirin şeylerin yeni doğduğundaki fiziksel özelliklerine bakalım.
- BAŞ: Çocukların başı doğumda vücdun ¼’ü kadardır. Doğumda baş kemikleri arasında boşluklar vardır. Buralarda bıngıldak bulunur.
- BOY VE AĞIRLIK: Yeni doğan bir çocuğun ortalama boyu 48-53 cm’dir. Kilosu da 3.25-3.50’dur. Kızlar erkeklere oranla biraz daha kısa ve hafif olurlar.
- KEMİK VE DİŞLER: Yeni doğanda kemikler kıkırdak halindedır. Zamanla kıkırdak doku kemik halini alır ve sertleşir. Dişler ise 5-6 aylıktan itibaren önce alttan 2 adet halinde çıkmaya başlar. 6 yaşından itibaren süt dişleri yerini kalıcı dişlere bırakır.
- SİNDİRİM SİSTEMİ: Yeni doganın sindirim sistemi ancak anne sütü ya da ona yakın bir sütü sindirebilecek özelliğe sahiptir.
- SOLUNUM SİSTEMİ: Yeni doğanın dakikadaki solunum sayısı 40-50 dakika arasındadır. Bu sayı bir yaşında 30-35 civarındadır. Özellikle karnıyla nefes alıp verme sebebi kaburgalarının duz olmasından dolayıdır.
- KALP VE KAN DOLAŞIMI: Yeni doğanın kalbi dakikada 120-140 arasında atar. Bu hızlı atış, 1 yasına kadar devam eder. (Yetişkinde 70-80’dir.) Normal hale dönmesı kalp kaslarının gelişmesiyle başlar. İlk üç aya kadar çocuğun kanında, annesinin kanından aldığı ANTİKORLAR (koruyucu maddeler) vardır .Bunlar üçüncü aydan sonra çocuğun vücudunu terk eder.
- BÖBREK VE İDRAR YOLU ORGANLARI: Bebeklerin bu organları beslenme ile yakından ilgilidir .Önceleri böbreklerin çalışması düzensizdir. İdrar yolu kasları gelişmediği için tuvaletleri geldiğini anlayamazlar.



















