Anasayfa » Arşiv

Anne Çocuk Kategorisindeki Yazılar

Anne Çocuk »

[15 Şub 2010 | Yorum Yok | Yazar: admin]

Bir bebeğin ağlaması ihtiyaçlarının giderilmesini sağlamak için kullandığı ilk ve en önemli araçtır. İlk aylarda aileler ağlamanın gizemini çözmeye çalışırlar. Ne demek istiyor Susturmak için ne yapılmalı? Özellikle ailenin ilk bebeği ise durum oldukça karmaşık hale gelebilir. Çoğu aile bebeğinin ağlamasını durduramayınca doktora başvurmaktadır.

Doktora başvurmadan önce bebeğinizin gerçekten bir sorunu olduğundan emin olun. Bebekler genelde herşeye ağlayabilir. Aşağıdaki yolları deneyerek bebeğinizi susturmaya çalışabilirsiniz. Bebeğiniz tüm çabalara rağmen susmuyor, sürekli ağlıyor ise bir doktora başvurmanızda yarar var. Devamı»

http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/reddit_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/dzone_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/stumbleupon_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/delicious_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/newsvine_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/technorati_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png

Anne Çocuk »

[5 Şub 2010 | Yorum Yok | Yazar: admin]

Çocuk odası modelleri babaları pek ilgilendirmesede ilgili annelerin en çok aradığı konulardan birisi. Çocuk odası terimi yeni yeni ortaya çıktı aslında. Oradaki renklerin uyumu olarak tanımlanabilir. Tabi bu renkleri ve mobilyaları seçerken kişisel zevkinizden çok çocuğunuzun zevkini, kişisel gelişimi için faydalı olabilecek uyumu seçmelisiniz.

Aşağıda birkaç çocuk odası modeli bulunuyor. Aynısını bulmanız zor olsada yapmak istediğiniz çocuk odası için size fikir sahibi olmanızda yardımcı olacaktır.

http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/reddit_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/dzone_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/stumbleupon_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/delicious_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/newsvine_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/technorati_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png

Anne Çocuk »

[23 Oca 2010 | Yorum Yok | Yazar: admin]

Aileler karnesinde zayıf bulunan çocuklarını başkalarıyla karşılaştırmamalı, “tembel, başarısız, yetersiz” diye nitelendirerek kendilerine olan güvenlerini sarsmamalılar.

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Elvan İşeri, ailelere, karnesinde zayıf bulunan çocuklarını başkalarıyla karşılaştırmamaları, “tembel, başarısız, yetersiz” diye nitelendirerek kendilerine olan güvenlerini sarsmamaları uyarısında bulundu.

İşeri,  okulda bir dönem boyunca öğrenilen bilginin ölçülüp değerlendirilmesi sonucu elde edilen puan olan karnedeki notların, bir öğrencinin başarısı için tek ölçüt kabul edilmemesi gerektiğini bildirdi.

Notların, öğrencinin hayattaki başarısını değil, okulda yeterli çalışıp çalışmadığını gösterdiğini ifade eden İşeri, ailelere bu konuda daha duyarlı davranmaları önerisinde bulundu.

Başarısız notların öğrencide üzüntüye, bunun da çoğu zaman korkuya dönüşebildiğini vurgulayan İşeri, oysa çocukların özellikle ilkokulda kendini başarılı hissetmeye ihtiyacı bulunduğuna dikkati çekti.

İşeri, şu uyarıları dile getirdi:  ”Aileler, çocuklarının karnelerini başka çocukların karneleriyle karşılaştırarak, çocuğu ’tembel, başarısız, yetersiz’ diye nitelendirerek kendilerine olan güvenlerini sarsmamalıdır. Başarısızlığın kökeninde çocukluk çağı ruhsal hastalıklarının yatabileceği akıldan çıkarılmamalı, bu nedenle bir uzmana danışılmalıdır. Bazen başarısızlık motivasyon eksikliğinden de kaynaklanabilir. Ancak bu sadece çocuğa değil, aile ile ilişkilere de bağlı olabilir. Bu nedenle çocuğun başarısızlığı aile ve okul ortamıyla birlikte bir bütün olarak değerlendirilmelidir.”

Karnedeki düşük notlar karşısında kızmak, sinirlenmek ya da üzülmenin bir çözüm getirmeyeceğini belirten İşeri, bir dönem boyunca yapılan hataların çocukla karşılıklı konuşulup çözüm üretilmesi gerektiğini söyledi. İşeri, “Çocuklar korktukları ya da hesap vermek zorunda bırakıldıkları zaman ya içlerine döner ya da kendilerine kötü bir şey yapar. Tepkiden korktukları için yaşadıkları ortamdan kaçmak isteyebilir. Bu nedenle olumsuz bir hava yaratılmadan oturup konuşulmalı, geride kalan ders yılı birlikte gözden geçirilmeli” ifadesini kullandı.

Aile ve çocuğun zayıf karne üzerinde tartışarak uzlaşmaya gidilmesinin, birlikte çözüm üretilmesinin başarısızlığın tekrarını önleyebileceğini kaydeden İşeri, bunun, öğrencinin kendini değerlendirmesini ve aile içinde birliği sağlayacağını bildirdi. Okuldaki başarısızlık değerlendirilirken öğrencinin yaş grubunun dikkate alınmasını da öneren İşeri, “Lise son sınıfta üniversiteye hazırlanan ve sınav stresi yaşayan bir gençten çok da büyük başarılar beklenmemeli” dedi.

-”ÇOCUK ENERJİ TOPLASIN, AİLESİYLE VAKİT GEÇİRSİN”-

İşeri, yarı yıl tatilinin çocuğun dinlenmesi ve ailesiyle birlikte vakit geçirmesi için uygun bir zaman olduğuna işaret ederek, öğrencilerin spora vakit ayırıp hoşlandığı şeyleri yapması gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Elvan İşeri, öğrencilerin yarı yıl tatilinde gelecek dönem için enerji toplayabilmesinin de büyük önem taşıdığını belirterek, “Yarı yıl tatili bir mola gibi değerlendirilmelidir, ancak televizyon ya da bilgisayar başında uzun saatler geçirmek iyi bir seçim değildir” uyarısını dile getirdi.

Çocukların daha çok bilgi ve beceriyi geliştirecek, sosyal açıdan donanım kazanmasını sağlayacak aktivitelere ağırlık verilmesini öneren İşeri, aile içi ilişkilerin geliştirilmesi açısından sinema, tiyatro gibi sanatsal faaliyetlere zaman ayrılabileceğini söyledi.

Yarı yıl tatilinde derslerdeki açığın kapatılması için de iyi bir fırsat olduğunu kaydeden İşeri, “Ama bu yöndeki çabalar çözüm odaklı olmalıdır. Bu açık kapatma, çocuğun çok fazla üstüne gitmeden, sıkmadan yapılmalıdır” diye konuştu.

http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/reddit_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/dzone_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/stumbleupon_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/delicious_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/newsvine_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/technorati_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png

Anne Çocuk, Hamilelik »

[18 Oca 2010 | Yorum Yok | Yazar: admin]

sonrasında annelerin aklına gelen soruların ilki, fazla kilolardan nasıl kurtulacaklarıdır. Ama lohusalık döneminde kilolarınızı dert edinmeyin. Emziren annelerin hem kendilerini hem de bebeklerinin sağlıklarını ön planda tutması gerektiğini söyleyen Amerikan Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Ayşe Korkmaz kadınlara sonrası beslenme ile ilgili ipuçları veriyor.

Aslında hamilelik döneminde uyguladığınız beslenme programıyla sonrası beslenme planınız arasında pek fark yok. Süt kalitesinin iyi olması emzirme dönemindeki yeterli ve dengeli beslenme ile bağlantılıdır. Bu dönemde dikkat etmeniz gereken bazı hususlar var:

• Öncelikle emzirmenin yoğun olduğu ilk 6 ayda kilo vermek için hiçbir zayıflama diyeti uygulamayın.
• Özellikle yağlı yemekler yapmaktan kaçının. Daha çok ızgara veya buharda pişirme yöntemlerini kullanın.
• Emzirme döneminde zayıflama diyeti uygulamayınız. Ancak aşırı yağlı, unlu ve şekerli gıdaları çok fazla tüketmemeye çalışınız.
• “Sütüm olacak” diye kilolarca tatlı yemenize gerek yok. Çünkü şeker ve şekerli besinler sütünüzü artırmaz.
• Aspirin bile olsa, doktorunuza başvurmadan ilaç almamalısınız. Bunlar sütünüze geçebilir veya sütünüzün azalmasına neden olabilir.
• Doğumdan sonra emzirme döneminiz içerisinde günlük 2,5-3 litre sıvı almaya özen gösteriniz. Hazır meyve suları ve asitli içecekler yerine, az şekerli komposto suyu ve taze sıkılmış meye sularını tercih ediniz.
• Hamilelikle birlikte aldığınız fazla kilolardan kurtulmak için ayda 1-2 kilodan fazla vermemelisiniz.
• Canınız tatlı yemek istediği zaman sütlü tatlıları tercih ediniz. Böylece hem kilo kontrolü açısından hem de kalsiyum alımı açısından iyi bir tercih yapmış olursunuz.
• Şekerli gıdalarda şeker yerine pekmezi tercih ederek kansızlığa karşı önlem almış olacaksınız.
• Bazı besinlerdeki gaz yapıcı öğeler sütünüze geçebilir bu da bebeğinizin rahatsız olmasına neden olabilir. Bu besinleri tüketirken dikkati olunuz. Bu besinler arasında; süt, yoğurt, karnıbahar, brokoli, lahana yer almaktadır. Yalnız unutulmamalıdır ki gaz yapacak besinler kişiden kişiye değişklik gösterebilmektedir.
• Kansızlığa neden olabileceği için yemekler ile birlikte çay tüketmemeye dikkat ediniz. Yemek yedikten 1-2 saat sonra açık ve limonlu olarak tüketebilirisiniz.
• Kaynaklarda tatlandırıcı kullanmanın bir sakıncası olmadığı söylense bile anne sütü verdiğiniz süre içerisinde tatlandırıcı ve tatlandırıcı ile yapılmış ürünlerden uzak durmaya özen gösteriniz.
• Anne sütüne geçtiği için bebeği etkileyeceğinden emzirme döneminde alkol kullanımı sakıncalıdır.

Hamileliğiniz sırasında “biz artık iki kişiyiz” mantığıyla aldığınız kilolar sonrasında sizi iyice rahatsız etmeye başlar. Çünkü amacınıza ulaşmış; bebeğinizi dünyaya getirmişsinizdir. Geriye kalan fazla kilolarınızdan nasıl kurtulacağınızdır. Ancak sonrasında (eğer emzirmenize bir mani yoksa) en az altı ay bebeğinizi emzireceğinizden beslenmenizdeki ayarlamaları bu koşula göre yapmalısınız. Ayrıca şunu da ilk madde olarak belirtmekte fayda var ki bebeğinizi emzirmek kilo vermenizi kolaylaştıran en etkili yöntemdir.

Çünkü emzirme sırasında bazal metabolizma hızı denilen vücudun harcadığı enerji, normal dönemden daha fazladır. Bu nedenle, bu dönemde uygulanan sağlıklı bir beslenme programı ile hem kilo vermek kolaylaşıyor hem de bebeğinizi daha kaliteli sütle beslemiş oluyorsunuz. İlk maddesi emzirmek olan bu 11 maddelik listemiz ise beslenmenizdeki yeni düzenlemeler için size yol gösterici olabilir:

1-Kalorilere dikkat!
Şu anda her lokmanız bir zamanlar içinizde gelişmekte olan bebeğinizle paylaştığınız kadar önemli olmasa da, besin seçiminiz süt kaliteniz açısından önem taşımaktadır. Özellikle yeni bir anne olarak çok daha fazla enerjiye ihtiyacınız olacak. Bu nedenle eğer emziriyorsanız hamilelik öncesi ağırlığınızı korumak için almanız gereken kalori miktarına günde 400 ile 500 ekstra kalori eklemeniz gerekiyor.

2-Proteinler; beslenmenin yapı taşları
Hamileliğiniz boyunca aldığınız proteinler, yavrunuz henüz bir embriyo iken onu sağlıklı bir bebeğe dönüştürmek için gerekli olan hücrelerin meydana gelmesini sağlayacak oluşumda en büyük görevi üstlendi. Şimdi ise, yeterli ve dengeli bir beslenme uygulamak için proteinlere ihtiyacınız bulunmaktadır. Enerjinin %15’i proteinlerden gelmelidir. Et, tavuk, balık, yumurta ve kurubaklagiller proteinler zengin olan besinlerdir. Ayrıca bu besinler B grubu vitaminleri, demir ve çinko açısından da zengindir.

3-Kalsiyum; gelecek için önemli
Bu dönemde kalsiyum ihtiyacınızı tam anlamıyla karşılamak en çok dikkat etmeniz gereken konulardan biridir. Günlük beslenme içerisinde 3 porsiyon süt ve süt ürünleri tüketmek yeterli olacaktır. Kilo kontrolü açısından az yağlı olanları tercih edebilirsiniz.

4-Doğal vitamin kaynakları sebze ve meyveler
Meyve ve sebzelerde hayati önem taşıyan vitaminler ve mineraller bulunur. Her öğünde mutlaka sebzeve meyve tüketmeye çalışınız. Pişirme şekli vitamin ve mineral içerikleri üzerinde etkilidir. Bu nedenle sebzeler önce yıkanıp sonra mümkün olduğu kadar büyük parçalar şeklinde çiğden olacak şekilde pişirilmelidir.

5-Demir açığınızı mutlaka telafi edin
Vücuttaki demir eksikliği hamilelik döneminde birçok kadının karşısına çözülmesi gereken bir sorun olarak ortaya çıkıyor. Bunun için hamilelikte demir ihtiyacına yönelik beslenmenin yanı sıra doktorun önerdiği şekilde dışarıdan demir takviyesi yapılıyor.

Çünkü hamileliğin ikinci yarısında bebeğiniz, demir depolarını oluştururken sizin demir depolarınızdan yararlanır. Bu nedenle, sonrasında da devam eden demir eksikliğinizi gidermek için öğünlerinizi demir yönünden zenginleştirmek için kırmızı et, pekmez, yumurta sarısı günlük beslenmeye eklenmelidir.Yiyeceklerle beraber alınan demirin vücutta kullanılmasını önemli ölçüde engelleyen çay tüketimini ise mümkün olduğunca azaltmalısınız. Ayrıca demir emilimini arttırmak için C vitamini içeren besinler ile tüketilmesi daha iyi olacaktır. Salata, taze sıkılmış meyve suları gibi.

6-Folik asiti ihmal etmeyin
Emzirme döneminde de tıpkı hamileliğinizde olduğu gibi folik asit yönünden zengin besinler tüketmelisiniz. Folik asit en fazla yapraklı yeşil sebzeler, karaciğer, böbrek, yumurta, kabuklu tahıllar, ceviz, badem, fındık, fıstık, mercimek, baklagiller ve taze sıkılmış portakal suyunda bulunuyor. Hamilelikte ve emzirme süresinde 400-800 mikrogram alınması gerekiyor. Bu miktarı besinlerle karşılamak zor olduğu için vitamin haplarıyla açığı kapatabilirsiniz. Ayrıca folik asit vücutta depolanamadığı için her gün almak gerekiyor.

7-Yağlarlardan uzak durun
Enerjinin %30’u bu gruptan sağlanmalıdır. Özellikle n-3, n-6 ve n-9 yağ asitleri örüntülerine dikkat edilmelidir. n-3 yağ asitleri deniz ürünleri özellikle yağlı balıklarda (somon, uskumru), soyayağı, kanola yağı, yumurta sarısı ve anne sütünde bulunmaktadır. n-6 yağ asiti; soyayağı, ayçiçek ve mısırözü yağında bulunmakta, n-9 yağ asiti ise fındık ve zeytinyağında bulunmaktadır.

8-İyotlu tuz dostunuz
Hamilelik dönemi vücudun iyot gereksiniminin arttığı bir dönem. Çünkü hamilelikte görülen iyot eksikliği düşük, ölü ve bebek ölümlerinde artmaya neden olurken, bebeklerde zeka geriliğine, sağırlık ve cüceliğe neden oluyor. Emzirme döneminde iyotlu tuz kullanmak iyot ihtiyacını karşılamak için yeterli olacaktır. Tuzu kapalı ve ışık almayan yer saklayınız.

9-Bol bol sıvı tüketin
Doğumdan sonra emzirme döneminiz içerisinde günlük 2,5-3 litre sıvı almaya özen gösteriniz.Bu miktar sıvının tamamını su ile tamamlayabilirsiniz veya hazır meyve suları ve asitli içecekler yerine, az şekerli komposto suyu ve taze sıkılmış meyve sularını tercih ediniz.

10-Vitamin takviyesi gerekebilir
Emzirme dönemi içerisinde doktor tavsiyesi ile ek vitamin takviyesi alınabilir. Bu noktada sebze-meyvede bulunan doğal vitaminlerden daha fazla yararlanabilmek için ;meyve suları sıkıldıktan sonra yarım saat içinde tüketlimeli, salata yaparken mümkün olduğu kadar az bıçak ile işlem uygulanmasına dikkat edilebilir. Ayrıca salatanın limonu yemeden hemen önce sıkılmasına dikkat edilmelidir.

11- Enerji için karbonhidrat tüketiniz
Emzirme döneminde hamilelikte olduğu gibi günlük enerjinin %55-60’ını karbonhidratlardan sağlamanız gerekmektedir Burada dikkat edilecek nokta şeker gibi basit karbonhidrat yerine pilav, makarna, patates, ekmek gibi kompleks karbonhidratlar tercih edilmelidir. Kilo kontrolü sağlamak açısından iyi olacaktır.

Amerikan Hastanesi
Beslenme ve Diyet Bölümü
Dyt. Ayşe Korkmaz

http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/reddit_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/dzone_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/stumbleupon_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/delicious_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/newsvine_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/technorati_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png

Anne Çocuk, Evlilik, Gebelik, Sağlık Konuları »

[26 Ara 2009 | Yorum Yok | Yazar: admin]

Kan uyuşmazlığı, anne ve babanın kan gruplarından yola çıkarak oluşacak olan bebek kan grubunun anne kanıyla uyumsuzluk göstermesi olasılığına verilen addır. Eğer bebeğin kan grubu elemanları anne kanı tarafından yabancı nesne olarak işlem görürse annenin kanındaki savunma mekanizmaları bebeğin kan grubu elemanlarına saldırıda bulunur. Bunun sonucunda bebeğin kanındaki hücreler parçalanmaya başlar ve çeşitli problemler ortaya çıkabilir. Kan uyuşmazlığı çok çeşitli olabilmesine karşın en sık rastlanılan babanın Rh faktörünün pozitif olması ve annenin Rh faktörünün negatif olmasıdır. Bu durumda çiftler arasında bir uyuşmazlık vardır. Kan uyuşmazlığı olması mutlaka bebeğin hastalanacağı anlamına gelmez. Bebeğin ndan etkilenip etkilenmeyeceğ i öncelikle bebeğin kan grubunu daha sonra da annenin bebeğin bu “yabancı” olarak algıladığı kan hücrelerine saldırıp saldırmamasına bağlıdır. İlk gebeliklerde kan uyuşmazlığı nadiren problem yaratır. Sonraki gebeliklerde de gerekli önlemler alındığında nın problem yaratması beklenmez.

Kan uyuşmazlığı durumunda ne olabilir?

Op. Dr. Burçak Erzik: Anne Rh (-), bebek Rh (+) ise fetustan anneye geçebilecek çok az miktarlarda kan bile (0.1 ml ) annenin kanına karışırsa annenin bağışıklık sistemi Rh proteinlerine karşı antikor denilen koruyucu maddeler oluşturur. Bu şekilde kendi kan dolaşımındaki Rh proteinlerini temizler. Ancak bu antikorlar bebek eşi olan plasenta ve kordon aracılığı ile Rh (+) fetusun kan dolaşımına girdiğinde kırmızı kan hücrelerini yok etme özelliğine sahiptir. Bu şekilde anne ve fetusta Rh duyarlılığı gelişmiş olur. Geçen antikor miktarı ile doğru orantılı olarak, bebeğin anne karnında, kansızlığa bağlı kalp yetmezliğine ve buna bağlı ölümüne kadar giden bir hastalık tablosu görülebilir.

Ne yapmak gerekir?
Op. Dr. Burçak Erzik: Annenin bağışıklık sistemi bir kez uyarıldıktan sonra geri dönülmez bir şekilde bu yabancı kırmızı kan hücrelerine karşı antikor ürettiğinden bu uyarının hiç oluşmaması en önemli korunma prensibidir. Bu uyarılma işlemi ilk doğumda %1 oranında mümkündür. Ancak her uyarı doğumla olmak zorunda değildir.Yanlış kan nakli, kan ile bulaşmış cerrahi aletler ile girişim veya enjeksiyonlara bağlı olarak da kan uyuşmazlığı gelişebilir.
Bu yüzden Rh (-) olan her anne, gebeliğin hemen başında anti-Rh antikorlar açısından indirekt coombs adındaki basit bir testle araştırılır.

Bir hekim olarak nelere dikkat ediyorsunuz?
Op. Dr. Burçak Erzik: Bu tür bir problemle karşılaşmamanın temel kuralı korunmadır.

-Çiftin öncelikle gebelik öncesinde kan grupları tespit edilmelidir.
-Eğer Rh uyuşmazlığı varsa indirekt coombs testi 4 hafta aralıklarla tekrarlanmalı dır.
-İlk gebelikte 28.haftada erken korunma iğnesi (300 mikrogram Rh hiper immün globulin)yapı labilir.
-Doğumdan sonra bebeğin kan grubu Rh pozitif ise; sonraki bebekleri korumak için antikor üretimini engelleyecek Rh hiperimmunglobin enjeksiyonu doğumu takip eden 72 saat içinde yaptırılır. Hiperimmune globulin enjeksiyonuna rağmen hastaların % 0,4’ünde duyarlılık gelişebilir.
-Eğer anne adayı duyarlı hale gelmişse bebek risk altındadır.Duyarlı lığı ortadan kaldırmak mümkün değildir. Gebelik ilerledikçe kandaki antikor düzeyleri düzenli olarak kontrol edilir. Eğer yüksek düzeylere çıkarsa, özel testlerle bebeğin sağlığı mutlaka bir perinatoloji kliniğinde takip edilmeli ve uygun tedavi yapılmalıdır. Rh duyarlılığı gerçekleştikten sonraki gebelikler de genellikle etkilenen gebelikten daha erken başlayan ve daha ağır seyreden bir tablo oluşur.
-Düşük sözkonusu ise gebelik 3 aydan büyükse immunglobulin uygulaması tam doz yapılmalıdır. İlk 3 ay içinde ise düşük doz, 50 mikrogram hiperimmünglobulin (koruyucu iğne) yapılması uygun olur.
-Tıbbi nedenlerle veya isteğe bağlı kürtaj sözkonusu ise Rh hiperimmunglobulin müdahaleden önce uygulanmalıdır.

Baş dönmesi çoğu zaman altında önemli bir hastalık bulunmayan ve kendiliğinden düzelen bir belirti olsa da ciddi sağlık sorunlarının da habercisi olabilir. Anadolu Sağlık Merkezi’nden Nöroloji Uzmanı Dr. Sema Demirci, baş dönmesinin meniere hastalığından beyin tümörlerine kadar pek çok hastalıkta görülen bir belirti olduğunu belirtiyor.

Baş dönmesinin (Vertigo) nöroloji kliniklerinde sık karşılaşılan şikayetlerden biri olduğuu söyleyen Dr. Sema Demirci, çoğu zaman altında önemli bir hastalık bulunmayan ve kendiliğinden düzelen bir belirti olarak ifade edildiğini aktarıyor. Ancak bazen çok ciddi nörolojik bir hastalığa da işaret edebildiğini vurgulayan Dr. Sema Demirci, “Vücudumuzun mekandaki pozisyonundan haberdar olmayı ve dengemizi sağlayan bazı mekanizmalar var. Göz, iç kulaktaki denge organı, kas ve eklemlerden kalkan uyarılarla sürekli baş ve vücudun diğer kısımlarının birbiriyle ve mekandaki yerleri hakkında beyne bilgi geliyor. Bu mekanizmalarda bozukluk olunca denge bozukluğu veya baş dönmesi ortaya çıkıyor. Baş dönmesi sık karşılaşılan bir şikayet. Ancak hastalar çok farklı şeyleri baş dönmesi olarak ifade edebiliyor. Vertigo, hastanın kendi bedeni veya çevrenin etrafında gerçekten dönmekte olduğunu zannetmesiyle gelişen bir tablo. Bu şekilde bir dönme hissi olmadan ortaya çıkan vertigo ise yalancı vertigo olarak tanımlanıyor” diye konuşuyor.

Hangi Hastalıkların Habercisi Olabilir?
Dr. Sema Demirci’nin verdiği bilgilere göre; vertigo çok şiddetli olduğunda hastalarda gözlerde sıçrayıcı hareket, bulantı ve kusma, ayakta duramama şeklinde belirtiler de olabiliyor. Vertigo; iç kulak, denge siniriyle ilgili hastalıklar, beyin sapı ve beyinciği tutan hastalıklarda görülebiliyor. Vertigo belirtilerinin gözlendiği hastalıklar ise şöyle:

Meniere hastalığı: İç kulakla ilgili bir rahatsızlık. Hasta dakikalar veya saatler süren ataklar halinde tekrarlayan vertigodan yakınıyor. Bu sırada ayakta duramıyor, en ufak baş hareketiyle şiddetli vertigo gelişiyor. Genelde bulantı, kusma ve kulak çınlaması eşlik ediyor. Atakların tekrarlaması hasta olan iç kulak tarafında işitme kaybına neden oluyor.

İyi huylu tekrarlayıcı pozisyona bağlı vertigo: İç kulakla ilgili bir rahatsızlık. Başın belli bir pozisyonunda ortaya çıkan, vertigo ve gözde sıçrayıcı hareketlerle karakterize iyi huylu bir hastalık olarak nitelendiriliyor. Saniyeler içinde gelip geçiyor, başın aynı pozisyona getirilmesiyle tekrar başlıyor.

Diğer nedenler: Beyin sapı- beyincik birleşme bölgesinden denge siniri geçiyor. Bu bölge tümörlerinde vertigo, kulak çınlaması, giderek artan işitme kaybı olabiliyor. Beyin sapı ve beyincik damar tıkanma ve kanama durumlarında da baş dönmesi gelişebiliyor. Ancak bu durumlarda birçok bölge fonksiyonunu kaybettiği için kafa sinirlerinin çoğunda tutulum, bir taraf kol-bacakta felç gibi nörolojik bozukluklar görülebiliyor.
Multiple Skleroz hastalığında beyin sapı ve beyincik, göz tutulumları olabiliyor ve vertigo, dengesizlik gibi şikayetler yapabiliyor. Oturma kalkma sırasında gelişen tansiyon düşüklüğü, çeşitli kalp hastalıkları, ağır kansızlıklar ve metabolik bozukluklar da vertigoya neden olabiliyor. Boyun kemiklerinde bozulmalar ve kireçlenmeler bu kemiklerin içinden geçen ve beyin sapı ile beyinciği besleyen damarları sıkıştırarak vertigo yapabiliyor. Uzmanlara göre, bazı psikiyatrik rahatsızlıklarda da tekrarlayan vertigo şikayeti olabiliyor.
Yaşlı ve birçok hastalığı olan (özellikle diabet gibi) kişilerde sürekli yalancı vertigo ve dengesizlik şikayetleri ortaya çıkabiliyor.

Tanı Nasıl Konuyor?
Vertigo tanısı konulması için bir dizi tetkik gerekiyor. Hastanın vertigosunun gerçek olup olmadığının anlaşılabilmesi için ayrıntılı sorularla öykü alınıyor. Ardından dikkatli bir nörolojik muayene yapılması gerekiyor. Beyin görüntülemesi istenecekse beyin magnetik rezonanslı (MR) görüntüleme tercih ediliyor.
Çünkü MR beyin sapı ve beyin sapı-beyincik birleşim yerini, iç kulak yapılarıyla ilgili iltihabi durumları daha ayrıntılı gösteren bir tetkik. Gereken durumlarda kulak-burun- boğaz (KBB) muayenesi ve odiyometrik( işitme ilgili) testler yapılıyor. Rutin kan tetkiklerine bakılıyor. Başka birçok hastalıkla ilişkili olduğu yönünde şüphelenilen hastalarda ileri incelemelere başvuruluyor.

Nasıl Tedavi Ediliyor?
Vertigo beyin damar hastalığı, MS, beyin tümörü, boyun kemiklerinde kireçlenme gibi hastalıklarla ilişkili ise bu hastalıklara yönelik özel tedaviler uygulanıyor.
İç kulakla ilgili vertigolarda genelde tedavi hastanın şikayetlerini hafifletmeye yönelik uygulanıyor. Kulak Burun Boğaz tarafından uygulanan bazı özel baş manevraları da tedavide kullanılıyor. Sık tekrarlayan vertigo atakları olan hastalar için çeşitli tedavilerle atak önleyici tedaviler oluşturulmaya çalışılıyor.

http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/reddit_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/dzone_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/stumbleupon_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/delicious_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/newsvine_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/technorati_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png

Anne Çocuk »

[19 Ara 2009 | Yorum Yok | Yazar: admin]

Kadınların yarısından fazlası çocukları olduğunda işlerine ya ara veriyor ya da bırakıyor. Bakanlık ise bu konularda istihdamın olumsuz etkilenmemesi için çalışıyor.

Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, CHP İstanbul Milletvekili Bihlun Tamaylıgil’in kadınların anne olduktan sonra iş hayatına ilişkin soru önergesini yanıtladı.

Çubukçu’nun verdiği bilgiye göre, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünce 1994-2000 yılları arasında yürütülen Kadın İstihdamının Geliştirilmesi Projesi kapsamında bir araştırma yapıldı.

Araştırma sonuçlarına göre, doğumdan sonra aynı işte çalışmaya devam eden kadınların oranı yüzde 43. Çalışmayı bırakanların oranı yüzde 19, çalışmaya ara verenlerin oranı ise yüzde 38 olarak belirlendi. Çalışmaya devam eden kadınların çocuklarına çoğunlukla anneanne veya babaanneleri bakıyor.

Devlet Bakanı Çubukçu, kadın istihdamı alanında engel oluşturan bu durumun aşılabilmesi için öncelikle sosyal destek mekanizmalarının ve hizmet kalitesinin artırılması gerektiğini vurguladı.

cocuk_kariyerÇubukçu, şöyle devam etti: “Ancak hizmetin nitelik ve nicelik olarak gelişmesinin yanı sıra toplumsal cinsiyeti ilgilendiren her konuda olduğu gibi bu konudaki olumsuz geleneksel bakışın, kalıp yargıların değişmesi için de çalışmaların sürdürülmesi gerekir. Bakanlığıma bağlı Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü tarafından özellikle toplumsal cinsiyetin eşitliğinin yaygınlaştırılması amacıyla çalışmalar yapılmaktadır. Bu konuda meslek örgütleri, sivil toplum kuruluşları ve işverenlerin de duyarlı davranmalarına ihtiyaç bulunmaktadır.”

Kreş ve bakımevleri

Bu arada Çubukçu’ya bağlı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre, kurumda, 0-6 yaş grup çocuklarına hizmet veren 1013 özel kreş ve gündüz bakımevi, 0-6, +7-12 yaş grubu çocuklarına hizmet veren 167 özel kreş ve çocuk kulübü, 7-12 yaş grubu çocuklarına hizmet veren 46 özel çocuk kulübü olmak üzere toplam 1226 kuruluş bulunuyor.

http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/reddit_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/dzone_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/stumbleupon_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/delicious_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/newsvine_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/technorati_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png

Anne Çocuk »

[14 Ara 2009 | Yorum Yok | Yazar: admin]

EYVAH ÇOCUĞUMUZ YATAĞIMIZI İŞGAL ETTİ

Çocuklar geceleri anne-babalarının yanında mı uyamalı mı uyumamalı mı? Psikiyatrist Dr Sabri Yurdakul bu sorunu yaşayan ailelere yönelik sorularımızı yanıtladı:

* Çocuklarla annebabaların yatakları ne zaman ayrılmalı?
Bence doğumdan itibaren çocuğun yatağı anne-babadan ayrı olmalı. Çocuklar hep kendi yataklarında yatmalı. Çocukların aileleriyle aynı yatakta yatmalarına tamamen karşıyım. Bir yaşına kadar çocuk ağladığında, anne-babalar ona yakın olmak istiyor. O süreçte, çocuk onlarla aynı odada bulunabilir. Ama bir yaşındaki bir çocuğun artık uyku düzeni oturur. O yüzden de odasını ayırmak gerekir. Bir yaşına kadar çocuk yatağa alınmaya alıştıysa, sonradan gönderilmesi çok zor olur. O yüzden, onun yerine ebeveynler onun bulunduğu odadan ayrılabilirler.

ÇIT ÇIKSA ANNELER DUYAR

* Çocukla aynı odada yatmak, ebeveynlerin cinsel hayatını kötü etkiler mi? Bunu önlemek için ne yapılabilir?
Çocuk bir yaşına kadar zaten uykuda olacağı için anne-babasının ilişkisinden etkilenmez. Ama bir yaşından sonra, her şeyin farkına varır. Bence çocuk, doğumundan itibaren ayrı odada yatmalıdır. Ebeveynlerinin odasında yatması doğru değildir. Ancak genellikle anne-babalarda korku oluyor; uyuyakalıp çocuklarının sesini duyamayacaklarından çekiniyorlar. Oysa anne ile çocuk arasında zaten kendiliğinden bir bağ vardır. Çocuğun odasında çıt çıksa, anne onu duyar. Buna güvenmeyen ebeveynler, odalar arasında ses transferini sağlayan bir makineden yardım alıp, içlerini rahatlatabilirler.

cocuk yatak anne

* Çocukların yatak odaları nasıl düzenlenmelidir?
3-4 yaşına kadar yataklarının, düşmeyecekleri bir yükseklikte olması lazım. Odalarında hafif ışık olmalı Odada çocuğun dikkatini çekebilecek resimler ve oyuncaklar bulunmalı .Çocuğu uyaran sesler çok önemlidir Bu yüzden oyuncaklarının arasında ses çıkartan oyuncaklar da yer almalı ve odasında ağladığı zaman sesini ebeveynlerine duyurabilecek bir sistem olmalı. Çocuğun ileriki yaşları da düşünülerek, odasında onun için takılıp düşmeyeceği bir açık alan yaratılmalı. Anne ya da babanın çocuk yatağa girip uyuyana kadar, onun yanında olmasında fayda var. Çocuğa, “Git, kendi başına yat” demek olmaz Çocuğun ebeveynlerinin sesiyle kurduğu ilişki çok önemlidir. Bu yüzden uyumadan önce ona masal okuyabilir, onu dokunarak, saçlarını okşayarak uyutabilirsiniz. Çocuk uyurken tamamen sessiz bir ortam yerine, hafif sesli bir ortam yaratmak da faydalıdır.

* Anne-babalarıyla birlikte uyuyan çocukların cinsel kimlikleri kötü etkilenir mi?
Yatağa 3 kişi sığmadıkları için böyle bir durum yaşandığında çocuk çoğunlukla annesi ile yatıyor Bu, çocukların cinsel gelişimi için iyi bir ortam değil. Zamanla bunu çocuğa açıklamak zorlaşır Ona, “Sen git yataktan” denemez.

KARDEŞİNDEN DE AYIRIN!

* Çocuğun evde ailesiyle birlikte yaşayan bir aile büyüğüyle ya da varsa bakıcısı ile aynı odada yatmasının bir sakıncası var mıdır?
Aile büyükleri ya da bakıcılarla çocukların aynı odada kalmalarını kesinlikle doğru bulmuyorum. Bence çocukların 7-8 yaşından sonra karşı cinsteki kardeşiyle aynı odada yatmaları da hiç sağlıklı değildir. Çocukların yatakları mutlaka ayrılmalıdır. En ideali; çocuğun kendi odasında tek başına yatmasıdır.

http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/reddit_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/dzone_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/stumbleupon_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/delicious_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/newsvine_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/technorati_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png

Anne Çocuk »

[25 Kas 2009 | Yorum Yok | Yazar: admin]

“İlk 6 ayda bebekler gece 1-3 kez emmek için uyanabilir, ancak hemen tekrar uykuya dalarlar. Bir yaşındaki bebeklerin yaklaşık % 85’i gece boyunca sakin ve düzenli uyur. Ancak % 10’unda hemen her gece uyanma sorunu olduğu bildirilmektedir.” Anadolu Sağlık Merkezi’nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ebru Gözer, çocuklarda uyku problemi hakkında merak edilenleri anlatıyor.

Uyku sorunları ne sıklıkla görülür?

Dr. Ebru Gözer: Çocuk ve ergenlerin %20 ile %30’unda uyku sorunları yaşanmaktadır. Hekimin rolü normal uyku fizyolojisini bilmek, aileleri uyku hijyeni açısından eğitmek, davranış temelli uyku problemlerinin gelişmesini önlemektir. Uyku bozukluklarında önde gelen nedenleri fiziksel ya da duygusal kaynaklı olmaktadır. Ailelerin tutum ve davranışlarındaki yetersizlik ya da olayın üzerine aşırı gitme gibi davranışlar sonucunda uyku sorunu ciddi boyutlara varmaktadır. Ailenin rahatlatılması ve bunun yanı sıra çocuğun temel uyku alışkanlıklarının yeniden kazandırılması yönünde anne ve babanın yönlendirilmesi önemlidir.

Normal uyku düzeni ve fizyolojisi nedir?

Dr. Ebru Gözer: Bir yenidoğan tipik olarak 30 dakika ile 4 saat arasında uyur. Bebeğin yaşı arttıkça uyku yoğunlaşmaya başlar. Yenidoğan bebekler günde 17-18 saat, bir aylık olduklarında günde 16-17 saat, 3-4 aylık olduklarında günde 15 saat kadar uyurlar. Dört aylık bir bebekte uykunun üçte ikisi gece gerçekleşir. Altıncı ayda uyku evresi 7 saat kadar sürebilir. Birçok bebek uyku aralarında tekrar uyanır ve tekrar uykuya dalabilir. Anne babaların çoğu bebeklerinin 10-12 saat kadar uyuduğunu söylese de bu aralarda uyanma hesaba katılmadığı içindir. Kimse uyandırmasa da belli aralıklarla uyanabilir. İki yaşına gelindiğinde günlük uyku saati 12 saate kadar iner ve gündüzleri kısa süreli uyuklamaları olabilir. Bebeğin yaşı arttıkça gündüz uykularının süresi kısalır. Genellikle 3 yaşından sonra gündüz uyumayı bırakırlar. İlk 6 ayda bebekler gece 1-3 kez emmek için uyanabilir, ancak hemen tekrar uykuya dalarlar. Bir yaşındaki bebeklerin yaklaşık % 85’i gece boyunca sakin ve düzenli uyur. Ancak % 10’unda hemen her gece uyanma sorunu olduğu bildirilmektedir.

bebekte uyku sorunu

Uyku, non-REM ( Rapid eye movement ) ve REM denen iki farklı dönemden oluşur. Non-Rem dönemi uykunun en derin dönemleridir, gecenin 1. ve 3. saatleri arasında yer alır ve çocuklarda bu dönem erişkinlerden daha uzundur. Bu dönemde uykudan uyandırmak oldukça zordur, uyurgezerlik ve uyku korkuları bu dönemde olmaktadır. REM uykusu ise ağır uyku ile hafif uykunun birleşmesi gibidir. Rüyaların çoğu REM döneminde görülür, erişkinlerdekine göre süresi daha kısadır. En uzun REM dönemleri sabaha karşı olur, kabuslar özellikle gecenin ikinci yarısında görülür. Uykunun bir diğer parçası ise uyanık olunan dönemlerdir. Bu kısa uyanıklık dönemleri gecede beş veya yedi kez olur ve çocuklar hızlı bir şekilde uykuya tekrar dalarlar.

Uyku bozukluklarının en sık nedenleri nelerdir?

Dr. Ebru Gözer: Prematürite, zor mizaçlı olanlar (uyumsuzlar) ve gece beslenmeleri gibi faktörler bebeklerde ve çocuklarda uyku sorunlarına yol açabilen birçok nedenden sadece bazılarıdır. Bunun yanında gastroözofageal reflü, kulak enfeksiyonu, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu ve diş çıkarma gibi nedenler mutlaka çocuk hekimi tarafından değerlendirilmelidir. Tıbbi nedenler ortadan kaldırıldıktan sonra asıl nedenler araştırılmalıdır. Küçük çocukların çoğu için gece uyanmalarının asıl sebebi uyku ile ilişkilidir. Bir bebek uyumadan önce sallanmışsa veya bakım yapılıp emzirilmişse gece uyandığında da aynı davranışın tekrarlanmasını bekler ve yapılmadığında huzursuz olur. Özellikle anne ve babasını gün içinde yeterli süre göremeyen veya herhangi bir nedenden dolayı bir süre anne babadan ayrı kalan bebekler ve küçük çocuklar ayrılık anksiyetesi nedeniyle uyku sorunları yaşayabilir. Aile içi stres, annede depresyon ve buna benzer ruhsal sorunlar sık uyanma gibi sorunların nedeni olabilir.

Çocuklar da kabus görür mü?

Dr. Ebru Gözer: Kabus, genellikle gece uykusunun sonuna doğru, korkulu rüyalarla uyanma nöbetidir. Çocuklarda hayli sık olup en çok 5 ile 6 yaş arasında görülür. Gece tekrarlayabilir, gündüz uykusunda da görülür. Çocuk uykudan uyandığında kabusu ayrıntıları ile anlatabilir ya da sabah uyandığında kabus gördüğünü hatırlayabilir. Daha çok gündüz heyecan verici veya korkutucu olay yaşayanlarda görülürse de ateşli hastalık sırasında, anksiyete durumunda, travma sonrası stres bozukluğunda görülebilir.

Gece Terörü nedir?

Dr. Ebru Gözer: Uykuda korku (gece terörü), genellikle uykuya daldıktan 2-3 saat sonra oluşan şiddetli panik nöbetidir. Çocuk çığlık atarak oturur veya kalkar, korku içindedir, üstündekileri atmak veya yastıkları fırlatmak gibi maksatsız hareketler yapar. Bağırır, anlamsız konuşur, söylenenleri anlamaz, sorulara cevap veremez, anneyi babayı tanımaz. Kısa süre sonra sakinleşir ve yeniden uykuya dalar. Uyanınca bu nöbeti hiç hatırlamaz. Dramatik olan bu tabloya karşın psikiyatrik bir bozuklukla ilişkisi saptanmamıştır. Uyurgezerlikle ile yakın ilişkisi olduğu bilinmektedir. Her ikisi de uykunun non-REM evresinin başlarında oluşan uyarılma bozuklukları olduğu kabul edilmektedir.

Uyku apnesi çocuklarda da görülür mü?

Dr. Ebru Gözer: Obstrüktif uyku apnesi, uyku süresince üst solunum yollarının tekrarlayıcı tıkanmasına bağlı olarak gelişen bir solunumsal uyku hastalığıdır. Uykunun bölünmesi, gündüz uykusuzluk çekme ve hiperaktiviteye neden olur. Her yaşta görülebilir, ancak 2 ve 6 yaşlar arasında zirve yapar ve bu dönemlerde geniz eti ve bademcik büyümelerinin sık görüldüğü döneme eşlik eder.

Uyku sorunlarının tedavisi nasıl yapılır?

Dr. Ebru Gözer: Çocuklarda uyku bozukluklarının değerlendirilmesinde ilk adım iyi bir uyku öyküsünün alınmasıdır. Uyku ve uyanıklık dönemleri gözden geçirilmelidir. Kullanılan ilaçlar, beslenme düzeni ve öğün miktarı, kafeinli içecekler ( akşamları ailenin çay içme alışkanlığı gibi), yatma zamanı, uykuya geçiş ritüelleri sorgulanmalıdır. Gece boyunca uykuya dalmak için geçen süre, gece boyunca davranışlar ve gece boyunca uyanma dönemleri irdelenmelidir. Sabah uyanma zamanı, uykusuzluk ve ilk davranışlar gözden geçirilmelidir. Gece korkuları, uyurgezerlik, sık uyanma durumları solunum sorunları ( horlama, uyku apnesi) nöbet ve altına kaçırma gibi normal olmayan durumlarda gözden geçirilmelidir. Özellikle gün içinde anksiyete ve depresyon belirtilerinin varlığı, okul başarısı, sosyal uyumu, ailenin durumunun sorgulanması çok önemlidir.

Değerlendirmede ikinci basamak ise uyku günlüklerinin tutulmasıdır. Uyku günlüğü iki haftalık süre boyunca uykuya geçiş saati, uyku süresi, uyanmaların sayısı ve süresi, sabah uyanma zamanı, toplam uyku süresi, kestirmelerin sayısı ve süresini içermelidir. Uyku günlüğü, ailenin çocuğun uyku durumuna gösterdiği tepkileri de içermelidir. Böylece yanlış tutumlara dikkat çekilir ve değiştirilmesi önerilir.

Anadolu Sağlık Merkezi’nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ebru Gözer

http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/reddit_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/dzone_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/stumbleupon_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/delicious_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/newsvine_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/technorati_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png

Anne Çocuk »

[25 Kas 2009 | Yorum Yok | Yazar: admin]

Horlama genelde yetişkinlerde olan bir sorun olarak görülür. Fakat sadece yetişkinlerde değil çok küçük çocuklarda da görülebiliyor. Eğer çocuğunuzun horlaması kısa sürede geçmiyor ise mutlaka uzman doktora görünmelisiniz.

Çocukları horlayan aileler geceleri bundan oldukça rahatsız oluyor olabilirler. Horlayan bir çocuğa sahipseniz, nasıl horladığına ve nasıl davranışlar sergilediğine dikkat edin. Horlama açık ağızdan giren havanın, yumuşak damak, bademciklerin çevresindeki alan ve dilin arkasında titreşime yol açmasından kaynaklanır. Çocuklarda horlamaya nadir olarak rastlanmaktadır ve çocukların büyük kısmı horlamaz. Bir kısmı ara sıra horlarken diğer bir kısmı da devamlı horlar (Habituel yada kronik horlama). Elbette ki çocuğunuzun horlamasının bir nedeni vardır. Bu herhangi bir solunum rahatsızlığından, ren uykusundan hatta normal uyumasından ve çocuğunuzun yatış şekillerinden kaynaklanıyor olabilir. Çocuğunuzun bu tip sorunları varsa horlaması bir süre sonra geçecektir.

Çocuğunuzun horlaması bir alışkanlık haline de gelmiş olabilir. Aynı zamanda kronik bir sorun da olabilir, bademciklerinin büyümesi, adenoidlerin (geniz eti) havayolunun tıkanmasına sebep olması bunun nedenidir. Çocuğunuz böyle bir durumla karşı karşıya ise hapşırma, burun tıkanıklığı, genizden konuşma, ağızdan soluk alma ve burun akması gibi sorunları da yaşaması beklenir. Uzmanların görüşlerine göre çocuklarının soluk alma zorluğu çektiğini,gürültülü soluk ya da ağızdan soluk aldığını ve fiziksel aktivitelere karşı zayıf olduğunu gören ailelerin doktora başvurması gerekmektedir. Bu sorunun kaynağı bademcikler ya da adenoidler ise ameliyatla bunlar alınır. En sık kullanılan yöntem budur. Bu sorunun kesin kaynağı bademcikler ve adenoidler de olmayabilir ama yine de kontrolden geçmelidir.

horlayan çocuk

Çocuğunuzun horlamasının nedeni bademcik ve adenoid büyümesi değilde kronikse ailenin çocuğuna olan gözlemlerini yoğunlaştırması gerekir. Bu vakalarda sorun kendini pek göstermeyebilir ama ciddi durumlarla da karşılaşabilinir. Horlamanın nedeni uykuda tıkanmayı sağlayan uyku apnesi olabilir bu durumla birlikte uykuda bozukluklar da görülür. Uyku apnesi soluk almanın kısa bir süre durması, hava yolu hareketinin yetersiz olmasıdır.

Çocuğunuzun beslenme güçlüğü çekmesi, ağızdan soluk alma, gündüz uyuklamaları ve altını ıslatma bu sorunun belirtileri olabilir. Bu konu hakkındaki en doğru yorumu doktorunuz yapacaktır.

http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/reddit_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/dzone_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/stumbleupon_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/delicious_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/newsvine_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/technorati_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png

Anne Çocuk, Gebelik »

[11 Kas 2009 | Yorum Yok | Yazar: admin]

GEBELİK ve İLAÇ KULLANIMI

Gebelik dönemindeki şikayetler veya gebelik öncesi sahip olunan bazı hastalık veya rahatsızlıklar kişilerin gebeliğin bir döneminde veya gebeliği süresince ilaç kullanımını zaruri hale getirebilir. Bazen de gebeliğin erken dönemlerinde, gebe kalındığını bilmeden yanlışlıkla kullanılan ilaçlar bir takım endişelere sebebiyet verebilir.

Gebelikte kullanılması gerekli ilaç alımında temel prensip her zaman için kar/zarar oranıdır. Verilecek ilaçların gebeliğe herhangi bir sakıncasının olmaması veya en asgari şekilde olması hem anne adayının gebeliğin rahat gidişatı hem de içeride gelişen fetusun sağlığı açısından son derecede önemlidir.

Bu nedenle ilaç kullanımlarındaki temel prensiplere uymak mecburidir. Bu prensiplere doğru şekilde riayet edildiğinde hiçbir sıkıntı olmayacaktır. Bu konuda uzman doktor önerileri ve gerekirse konsultasyonlar son derecede önemlidir.

Gebelik döneminde en sık kullanılan ilaçlar bulantı gidericiler, anti-asitler (mide asidini düşüren ilaçlar), antihistaminikler (allerji belirtilerine karşı kullanılan ilaçlar), analjezikler (ağrı kesici ilaçlar), antibiotikler, sakinleştirici ilaçlar ve uyku ilaçları gibi ilaçlardır.

Gebelik döneminde kullanılan ilaçların %100′e yakını plasentadan bebeğe geçmesine rağmen, ilaçların çok az bir kısmının bebekte istenmeyen durumların oluşmasına neden olduğu belirlenmiştir.

gebelikte-ilacİlaçlar hakkında…

İlaçlar lokal (bölgesel), oral (ağızdan), parenteral (damar yoluyla, kasiçi uygulamayla), transdermal (cilt yoluyla), inhalasyon (akciğerler yoluyla) ve ender ve özel durumlarda uygulanan bazı yollarla vücuda girerler.

*Lokal ya da topikal uygulama esnasında hasta olan bölgeye ilacın direkt verilmesi söz konusudur (göz, kulak, burun damlaları, cilt pomad ve kremleri, hemoroid ilaçları, vajinal fitiller gibi). Bu uygulama şeklinde kana geçiş genellikle oldukça düşüktür ve bu yüzden bebeğin direkt olarak etkilenme riski azdır. Gebelikte bu tür ilaçlar oldukça yaygın olarak kullanılmaktadır.

*Ağızdan alınan (oral) ilaçlar ise öncelikle sindirim sistemine ulaşırlar. Direkt mideye ya da barsak yönelimli ilaçlar etkilerini burada gösterdikten sonra genellikle kana fazla geçmeden dışkı yoluyla atılırlar (mide ilaçları, barsak gazı gideren ilaçlar, kabızlık ilaçları gibi).

Ancak ağızdan alınan pek çok ilaç barsaklardan emilerek yüksek oranda kana geçer ve vücudun tüm organlarına dağılarak etki gösterecekleri bölgeye ulaşırlar (antibiotiklerin enfeksiyon bölgesine, ağrı kesicilerin de ağrı olan bölgeye ulaşmasında olduğu gibi). Vücudun her tarafına yayılan bu ilaçların bir kısmı da plasentadan bebeğe aktarılacaktır. Bu yüzden kana geçen her madde plasenta yoluyla bebeğe de ulaşır. Bunun istisnası verilen ilacın plasentayı geçemeyecek kadar büyük yapılı bir madde olmasıdır.

*Parenteral uygulamalardan intravenöz (damar içi) uygulama ilacın direkt olarak kana karışmasını sağlar.

*Kalçadan kas içi uygulamalarda (yapılan iğneler) da ilaç kısa zamanda dolaşıma geçer.

*Transdermal (cilt yoluyla) yapılan uygulamalar (flasterler) ile inhalasyon yoluyla (solunarak) alınan ilaçlarda da etken madde bir süre sonra kana geçer.

Bazı istisnaları saymazsak, kana geçen ilaçlar daha sonra kural olarak plasenta yoluyla direkt olarak bebeğin kan dolaşımına geçer ve anne kanındaki ilaç düzeyiyle bebeğin kanındaki ilaç düzeyi eşitlenir. Bu durum genellikle bir dezavantaj olmakla beraber bazan avantaja dönüşebilir; bebeği tedavi etmek amacıyla anneye verilen bir takım tedavileri vardır (Örneğin; rahim içinde bebekte tespit edilen kalp ritim bozukluğu anneye verilen “digoxin” ilacı ile tedavi edilebilir).

http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/reddit_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/dzone_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/stumbleupon_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/delicious_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/newsvine_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/technorati_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_48.png http://www.1kadin.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png